17 Aralık 2012 Pazartesi

Ligin kaderini değiştiren adam: Selçuk İnan


25 Mayıs 2011. Fenerbahçe'nin şampiyonluğa ulaşmasıyla sezon son bulmuştu.Ligin henüz yeni bitmesine karşın transfer kazanı kaynamaya başlamıştı.Kendi içinde ve sahada oldukça berbat günler geçiren Galatasaray bir de ezeli rakiplerinin şampiyonluğuyla iyice arka planda kalmıştı.Yeni yönetimin oluşturulması ve başa Fatih Terim'in getirmesiyle "2000 Ruhu"nu arıyordu Sarı-Kırmızılılar.Terim'in teknik kadrosunda da o ruhu yaşayan Hasan Şaş ve Ümit Davala bulunacaktı.

Sezonu Fenerbahçe'nin ardından 2. sırada kapatan Trabzonspor'da ise yaprak dökümü başlıyordu.Sezon henüz bitmemişken takımın yıldızı Selçuk İnan'ın Bordo-Mavililerle yeni sözleşme imzalamak istemediği basında bolca lanse edilmişti.Ligin bitmesiyle birlikte kesinleşen bu durum İstanbul'un iki ezeli rakibi olan Galatasaray ve Fenerbahçe'nin oldukça dikkatini çekmişti.Milli Takımla birlikte Euro 2012 elemeleri maçı için kampta bulunan Selçuk, bu durum hakkında yorum yapmaktan kaçınıyordu.Fakat spekülasyonları da yalanlamıyordu.Şenol Güneş'in "Gitti gözüyle bakıyorum." dediği Selçuk, İstanbul'da Terim'in yardımcılarından Hasan Şaş ile görüştü.Bu görüşmenin sonucunda ise Selçuk İnan kendini 5 yıllığına Galatasaray'a bağlayan sözleşmenin altına imzasını atmıştı.

Yıldız oyuncuyu ezeli rakibinin elinden kapan Galatasaray, çok önemli bir transferi bitirmişti.Yazının başında belirttiğim tarih Selçuk'un imzayı attığı gün.Gözle görülebilir bir ivme yakalayarak takımın maestrosu konumunda olan Selçuk İnan yaptığı seçimle hem kendisinin hem Galatasaray'ın hem de ligin kaderini değiştirdi ve belki de değiştirmeye devam edecek.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Rekora 1 kala


Kimilerine göre faal futbol hayatına devam eden futbolcular arasında en iyisi, kimilerine göre de dünya üzerinde gelmiş geçmiş en büyük futbolcu Messi.Bu konuda benim tek somut düşüncem ise biz futbolseverlerin onu izleme fırsatı bulduğumuz için çok şanslı olduğumuzdur.Bu fikri reddedebilen bir futbolseverin henüz dünya üzerinde bulunmadığını düşünüyorum.Asıl konuya geçecek olursak; Messi'nin çok önemli bir rekora daha imza atması an meselesi.1972 yılında attığı 85 golle Almanların efsanevi futbolcusu Gerd Müller'in elinde bulundurduğu dünya futbol tarihinde aynı yıl içinde en çok gol atan futbolcu olma unvanını ele geçirmek üzere Arjantinli yıldız.Bu rekoru yakalamasına sadece 1 gol kaldı Leo'nun.2012 yılında şu ana kadar Arjantin milli takımıyla 12 , Barcelona formasıyla 72 gol atan yani toplamda 84 gole ulaşan yıldız oyuncunun önünde 5 maç daha var.Sadece 1 gol atması onu bu rekora ortak edecektir.Fakat benim görüşüm ekstrem bir durum olmazsa Messi bu rekoru geliştirecektir.Kalan 5 maçta herkesin gözü yine "10"nun üzerinde olacak.

Barça'nın 2012 yılında kalan maçları:

-Barcelona-Benfica(Şampiyonlar Ligi)
-Betis-Barcelona(La Liga)
-Cordoba-Barcelona(Kral Kupası)
-Barcelona-Atletico Madrid(La Liga)
-Valladolid-Barcelona(La Liga)

19 Kasım 2012 Pazartesi

Süper Lig'de 12.haftaya "Kartal Bakışı"

Spor Toto Süper Lig'de 12.hafta geride kalırken akılda kalanlar ve dikkat çeken olayları derledim.Şüphesiz ki haftanın en çok konuşulan olayı Eskişehirspor-Fenerbahçe maçında Fırat Aydınus'un Caner'e gösterdiği kırmızı kart oldu.Lider Galatasaray'ın ManU maçı öncesinde evinde Karabükspor'a mağlup olması ve takipçisi Antalyaspor'unda evinde Beşiktaş'a 5-3 kaybetmesi haftanın diğer dikkat çeken olayları oldu.Zirvede puan kayıplarının yaşandığı bu haftadan karlı çıkan Kara-Kartal oldu.

Zirveyi direk olarak etkileyecek olan maçlardan birisi Antalya'da oynandı bu hafta.Bu sezon sürpriz bir çıkış yakalayan Antalyaspor, 1 puan alması halinde liderlik koltuğuna oturacaktı.Ancak kendi sahasında Beşiktaş'a gollerin yağmur gibi yağdığı ve Siyah-Beyazlıların Portekizli golcüsü Almeida'nın hat-trick yaptığı maçta 5-3 mağlup olan Akdeniz ekibi fırsat tepti.Savunma direnci çok düşük olan ve iki takımında orta sahaları oldukça rahat geçtiği maç haftanın en zevkli mücadelesi oldu diyebiliriz.Beşiktaş'ın savunmasının solundaki bariz aksaklığı teknik heyetin fark etmesi gerekiyor.Önümüzdeki haftalarda başlarına iyice dert olabilir bu sorun.Antalya'nın bulduğu 3 golünde soldan etkili geldiği pozisyonlarda bulduğunu gördük.Devre arasında forvet yerine sol bek mevkine bir takviye yapılması düşünülebilir.Üstelik İsmail'in de şok bir şekilde sezonu kapattığını düşünürsek, Beşiktaş'ın sol beke mutlak bir takviye yapması gerektiğini düşünüyorum.Antalyaspor'da oyunun savunma bölümünde oldukça zorlanıyor.Üst sıralarda mücadele etmek için savunma problemini çözmek şart.Bunun yanı sıra Beşiktaş'ta Fernandes ve Almeida'nın müthiş oyununu göz ardı etmemek gerekir.Gerçekten Beşiktaş ve Süper Lig için çok değerli bir oyuncu Manuel Fernandes.Siyah-Beyazlıların attığı 2.golde yaptığı asist ise ayakta alkışlanmaya değer.


Lider Galatasaray, haftanın açılış maçında beklenmedik bir şekilde TT Arena'da Mesut Bakkal'ın gelişiyle iyi bir ivme yakalamaya çalışan Karabükspor'a 3-1 mağlup oldu.Bu mağlubiyete konsantrasyon eksikliği mi, kötü mü oyun mu dersiniz bilemem.Ama Sarı-Kırmızılı oyuncuların aklının kesinlikle sahada değil, salı günü devler liginde oynayacakları ManU maçında olduğunu gördüm.En yakın takipçileri Antalyaspor ve Fenerbahçe'nin de puan kaybettiği haftada Galatasaray yenilmesine rağmen 22 puanla liderliğini sürdürdü.Umarım temsilcimiz United'ı mağlup etmeyi başarır.Karabükspor cephesindeyse Mesut Bakkal'ın gelişiyle 2 maçta kazanılan 6 puanla moraller oldukça yüksek.Ayrıca Galatasaray'ın kötü mücadelesinin yanında Karabükspor'un da bir o kadar iyi oynayıp Sarı-Kırmızılıları bozduğunu söyleyebiliriz.

Haftanın en çok konuşulan olayının gerçekleştiği Eskişehirspor-Fenerbahçe maçı.Karşılaşmanın 26. dakikasında Veysel ve Caner'in girdiği hava topu mücadelesinde hiç beklenmedik ani bir kararla Caner'e kırmızı kart gösteren Fırat Aydınus, ilk yarının bitimine doğru Eskişehir lehine verdiği penaltıyla da Sarı-Lacivertlileri futbolcuların,taraftarın ve Aykut Kocaman'ın eleştirilerine maruz kaldı.İkinci yarıda Sow'un müthiş rövaşatasıyla eşitliği yakalayan Fenerbahçe, zorlu deplasmandan 10 kişiyle 1 puan çıkarmayı başardı.Maçtan sonra Aykut Kocaman,Veysel ve Caner'in açıklamaları gündeme damgasını vurdu.Fakat olayın baş kahramanı Fırat Aydınus'tan henüz ses çıkamadı.Bu sorunun çözümünün kendisinde olduğunu düşünüyorum.Yine bir kriz ortamından daha başarısızlıkla ayrılmıştır Türk futbolu.

Süper Lig'in bir diğer karşılaşmasında ise Akhisar sahasında Kasımpaşa'ya 2-0 mağlup oldu.Bu sonuçla Kasımpaşa puanını 20 yaptı ve averajla Fenerbahçe'nin üstünde 3. sıraya yükseldi.Karadeniz derbisinde karşılaşan Trabzonspor ve Orduspor'un mücadelesinden ise galip çıkan 2-1'lik skorla Bordo-Mavililer oldu.Bu sonuçla Orduspor Aralık 2011'den beri ilk kez sahasında mağlup oldu.Geçtiğimiz hafta Galatasatay'la Mersin'de 1-1 berabere kalan Mersin İdman Yurdu'ysa zorlu Bursa deplasmanında 3-0'lık mağlubiyetle boynu bükük ayrıldı.Kayserispor, ligin dişli ekibi Gaziantepspor'la son dakikada yediği golle 1-1 berabere kaldı.Yeni teknik direktörü Bülent Korkmaz'la ilk maçına çıkan İstanbul Büyükşehir Belediyespor'da tıpkı Kayseri gibi son dakika golüyle Elazığspor'a puan kaptırdı ve sahadan 1-1'lik eşitlikle ayrıldı.Haftanın bir diğer maçındaysa Ankara'da Gençlerbirliği'yle Sivasspor 1-1 berabere kaldı.

12. haftanın ilginç bir istatistiği olarak göze çarpan bir veri var.Cumartesi günü oynanan İstanbul BŞB-Elazığ,Gençlerbirliği-Sivas ve Eskişehir-Fenerbahçe maçlarının tamamı 1-1'lik skorla bitti.

Zorlu bir haftayı daha geride bıraktığımız Spor Toto Süper Lig'de 12. haftanın takımı olarak Beşiktaş'ı bir adım önde görüyorum.


15 Kasım 2012 Perşembe

Gol sanatçısı: Zlatan

Ayak içi,ayak dışı,burun,topuk,rövaşata,vole ve dahası...Fantastik gollerinden bir başkasını belki de en iyisini dün akşam İngiltere kalesine yolladı Zlatan.Gol atmayı artık bir sanat haline getirdiği için ona gol sanatçısı da diyebiliriz.Yükseliş, vuruş kalitesi ve vurduktan sonra topu takip etmesine kadar harika bir gol.Zlatan İbrahimovic attığı bu muhteşem golle biz futbolseverleri şaşırtmaya devam ediyor.


10 Kasım 2012 Cumartesi

Avrupalı olduk

İlk önce Galatasaray sonra Fenerbahçe.Avrupa kupalarında yüzümüzü peş peşe galibiyetlerle güldürdüler.Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nde 3 puanla tanıştı; Fenerbahçe, gruptan çıkma yolunda çok büyük avantaj elde etti.Uzun süredir Avrupa arenasında gülmeyen yüzümüz bu hafta iki maçta da güldü.Öncelikle iki temsilcimizi de tebrik ediyorum.İki takımımızda hem oyun olarak hem de skor olarak hak ettiklerini aldılar.Avrupa'da başarılı geçen haftayı kendimce yazmaya çalıştım.

Şampiyonlar Ligi'ndeki temsilcimiz Galatasaray ile başlayalım.Burak Yılmaz'ın 3 golüyle Romanya'dan 3 puanla dönen Sarı-Kırmızılılar, 3 maçtır oynadıkları güzel oyunun meyvesini almayı başardılar.Manchester,Braga ve Cluj maçlarından sadece 1 puan çıkartan Cim Bom, ya tamam ya devam maçına çıktı Romanya'da.İlk dakikadan itibaren topun kontrolünü elinde bulundurdu Galatasaray.Yani bildiğimiz kendi oyununu oynamaya çalıştı.İlk 3 maçta sonuç vermeyen bu anlayış 4. karşılaşmada nihayet meyvesini verdi.Burak'ın yaptığı hat-trick'te bu galibiyeti perçinleyen bir ayrıntı oldu.4 maçın sonunda beklendiği gibi ManU 12 puanla zirvede.Cluj'le birlikte 4 puana sahip olan fakat ikili averajı elinde bulundurmasından dolayı 2. sırada olan ise temsilcimiz Galatasaray.Grupta son sıradaysa 3 puanla Braga var.Sarı-Kırmızılılar bir sonraki maçını TT Arena'da gruptan lider olarak çıkmayı garantileyen İngiliz devi Manchester United'ı ağırlayacak.Manchester'da rakibini oldukça zorlayan  Galatasaray'ın bu maçı sürpriz olsa bile kazanabileceğini düşünüyorum.United'ın gruptan lider çıkmayı garantilemesi ve Galatasaray'ın form tutmasını gerekçe olarak öne sürebilirim.Tabi maç sahada kazanılıyor.Ancak bu maçtan alınacak 3 puan diğer maçtaki sonuca bağlı olarak çok büyük önem kazanabilir.


Gelelim Avrupa Ligi'ne.Sarı-Lacivertli temsilcimizde tıpkı ezeli rakibi gibi güzel oyunla 3 puanı kazanmayı bildi.Erken gelen gol maçın Fenerbahçe için çok rahat geçmesini sağladı.Sakatlığı sona eren Meireles'in tekrar formaya kavuşması ve Sow'un muhteşem performansı maçın önemli detayları arasında.Alex'le yolların ayrılmasından sonra taraftar ve yönetim arasındaki bağ çok gerilmişti.47 maçlık Saraçoğlu serisini bitmesi de bu isyanı ikiye katladı.Ancak Avrupa'da başarılı bir performans sergilediğini söyleyebiliriz Sarı Kanarya'nın.Fenerbahçe'nin 10 puanla lider konumunda olduğu grupta, Marsilya ve Gladbach 5'er puan almış duruyorlar.Gladbach ikili averajla Fransız rakibinin önünde 2. sırada.Son sıradaysa 1 puanla Limassol var.Fenerbahçe'nin kalan 2 maçtan 1 puan çıkarması gruptan çıkmak için yeterli olacak.Hatta belki de grup liderliği için.Ancak ben temsilcimizin bu maçlardan en az birini kazanıp grubu lider olarak bitireceğini düşünüyorum.

İyi bir Avrupa haftasını geride bıraktık.Bu haftanın sloganını "Avrupalı olduk" olarak belirleyebiliriz aslında.İki temsilcimizi de mücadelelerinden dolayı ayakta alkışlamak gerekir.

31 Ekim 2012 Çarşamba

Reading 5-Arsenal 7

İngiltere Lig Kupası 4. tur maçında Reading ve Arsenal gibi iki Premier Lig ekibini karşı karşıya getiren maç yeşil sahalarda ender görülen bir karşılaşmaya sahne oldu.Kuşkusuz iki tarafında beklemediği bir gol düellosuna sahne olan karşılaşmanın ilk yarısını ev sahibi takım olan Reading 4-1 önde kapadı.Sosyal medya üzerinde Arsenal ile yapılan alay edici yorumlar maç sonunda bunu tebriklere ve şaşkınlığa bıraktı.89.dakikaya girilirken skor 4-2'ydi.89'da 4-3'ü 90+'da da 4-4'ü yakalayan Arsenal, maçı uzatmaya taşımayı başarıyordu.Uzatmada ise öne geçmeyi başaran Londra ekibi, sonrasında rakibinin 5-5'i yakalamasına rağmen 119'da 6-5 ve 120+'da 7-5'i buluyordu.Tarihi bir geri dönüşe imza atmıştı Arsenal.Tüm futbolseverlerin oynandığı sırada dikkatini çekmeyi başaran maç kuşkusuz İngiliz futbol tarihinin de unutulmazları arasında yerini alacaktır.


Arsenal'de maçın yıldızı şüphesiz hat-trick yapan Walcott'du.Chamakh 2, Koscienly ve Giroud'da birer golle bu efsane maçta takımlarının galibiyete ulaşmasında rol oynuyordu.Reading'in 5 golünün de farklı isimlerden geldiğini görüyoruz.Roberts,Koscienly(kendi kalesine),Leigertwood,Hunt ve Pogrebnyak'da Reading'in gollerini kaydettiler.Reading'in savunmasında genel anlamda bir sıkıntı olduğu biliniyordu.Premier Lig'de bir çok öne geçen fakat farkı koruyamayan Reading'in savunmasına acilen bir çözüm bulması gerekiyor.Belki de bu sorunu kondisyona da bağlayabiliriz.Arsenal ise bu efsane geri dönüşle büyük moral bulmuş olacaktır.Ancak 5 gol yediklerini de gözden kaçırmamak gerekiyor.Şunu söyleyebilirim; Arsenal'in yediği gollerde yapılan hatalar tamamen kaleci ve defans oyuncularının deneyimsiz olmasından kaynaklanıyor.Genç oyuncuları keşfi ve onlara sahip çıkması bakımından dünya futbolunda önemli teknik adamlardan biri olduğunu biliyoruz Wenger'in.Bu bakımdan Arsenal'in hücum alanındaki oyuncuların moral depoladığı bir maç oldu.

İki takımın bu unutulmaz maçtan sonra çıkacakları ilk karşılaşmaları merakla bekliyorum.İzleme fırsatı bulan ve stadyumdaki futbolseverler içinde unutulmaz maçların arasında yerini almıştır Reading-Arsenal.


22 Ekim 2012 Pazartesi

"Küçük Ronaldo": Ronaldinho

Brezilya dediğimizde aklımıza gelen ilk kavram futbol oluyordur şüphesiz.Ülkenin futbolcu konusunda çok zengin bir maden olduğu yadsınamaz bir gerçek.Tüm futbolseverlerin ortak kanısı şudur ki; o kıtadan çıkan ayakların doğuştan yetenekli olduğu.Bu tezin yanlış olduğu söylenemez bence de.Ancak bazen öne çıkan bir kaç oyuncu olabiliyor.Benim ve benim dönemimdeki her insanın futbola duyduğu tutkunun başlangıcı olarak gördüğüm 2002 Dünya Kupası'nda tanıdık onu.İngiltere'ye attığı muhteşem frikik golünü unutmak mümkün değil.Futbol tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir oyuncu Ronaldinho'yu mercek altına aldım.

21 Mart 1980'de Brezilya'nın Porto Alegre eyaletinde dünyaya gelen Ronaldo de Assis Moreira, her sambacı gibi çok küçük yaşta futbol topuyla çalıştı.7-8 yaşlarında babasının bir havuzda boğularak ölmesinden sonra 2 abisi ile birlikte futbol oynayarak hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlardı.Ülkedeki her fakir çocuğun tek hayali futbolcu olmaktı.Ronaldinho'nun da hedefi buydu tabi.Ona Ronaldinho denmesinin sebebi ise küçüklüğünde hayranı olduğu sonrasında milli takımda da birlikte oynama şansı bulduğu idolü Ronaldo içindir.Ronaldinho, "küçük Ronaldo" anlamına gelmektedir.1997 yılında Gremio altyapısında futbol kariyeri start alan Ronaldinho, Brezilya'nın gelecek vaat eden genç futbolcuları arasında gösteriliyordu.Nitekim bunu söyleyenlerin yüzünü kara çıkarmayacaktı.Fransızların kancasına takılan Ronaldinho, sıkıntılı bir transfer sürecinden sonra 2001'de PSG'ye transfer oldu.Paris ekibinde teknik direktörle yaşadığı sıkıntılardan dolayı başarısız bir dönem geçiren Ronaldinho için 2002 Dünya Kupası'na gitmek zor duruyordu.Fakat dönemin Brezilya teknik direktörü Felipe Scolari, onu kadroya davet etti ve Brezilya'nın şampiyonluğunda önemli rol oynadı Ronaldinho.


2003'te PSG, Avrupa kupalarına katılamayınca Ronaldinho, sözleşmesinde bulunan maddenin üzerine satış listesine konuldu.O sıralar Barcelona'nın yeni başkanı olan Joan Laporta, Beckham'ı vaat edip başkanlığa seçilmişti.Ancak Beckham'ı ezeli rakipleri olan Real Madrid'e kaptırınca, gözlerini Ronaldinho'ya çeviren Katalanlar, Brezilyalı yıldızı renklerine bağladı.Brezilyalıların Avrupa futbolunda zorlandığına bir kanıt olarak gözüken PSG kariyerine süngeri çekmiş Ronaldinho vardı Barcelona formasıyla.İlk sezonunda çok istekli ve göz kamaştıran bir futbol sergilese bile takımını şampiyonluğa ulaştıramayan Ronaldinho, ikinci sezonda Barça'yla La Liga şampiyonluğuna ulaşmayı başarıyordu.2005-2006 sezonunda ise hayalini kurduğu Şampiyonlar Ligi kupasını kazanan Ronaldinho, kariyerinin zirve noktasını bu dönemde yaşamıştır.Ronaldinho, 2006'da Altın Top ödülüne layık görüldü.2003'ten 2008'e Barça'da 145 maçta 70 gole imza atmıştı sambacı.2008'de zamanın Barcelona teknik direktörü Frank Rijkaard ile sorunlar yaşayan Ronaldinho, kulüpten boynu bükük bir şekilde ayrılıyordu.City'nin astronomik tekliflerini reddedip İtalyan devi Milan'a imza atıyordu yıldız oyuncu.


Ronaldinho, Milan formasıyla ilk golünü Milano derbisinde Inter'e karşı atmıştı.İtalyan ekibinde istikrarlı bir performans sergileyemeyen Ronaldinho,2011'de ülkesinin yolunu tutuyordu.1 sezonluk Flamengo macerasının ardından şu an halen profesyonel kariyerine aktif olarak devam ettiği Atletico Mineiro'ya transfer oluyordu.32 yaşındaki yıldızı 2014 Dünya Kupası'nda görmek isteyen tek futbolsever ben olamam.Futbol tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir sambacı olarak her zaman gönlümde ayrı bir yeri vardır Ronaldinho'nun.Attığı gollerle ve yaptığı fantastik çalımlarla hafızalarımıza kazınan bu adamın değerini bilmek gerekir bence.

18 Ekim 2012 Perşembe

Britanya'nın en kötü futbol takımı: FC Madron


55-0,22-0,11-0...Bu skorlar Britanya hatta belki de gezegenin en kötü takımı olan FC Madron'a ait.Bir futbol takımı düşünün, 55-0 kaybetmesine rağmen umudunu hiç bir zaman yitirmemiş.Hani derler ya, her maça galibiyet parolasıyla çıkıyoruz diye.Madron ise her maça beraberlik parolasıyla çıkıyor.Mantıklı olduklarında kazanamayacaklarını biliyorlar.Fakat futbol bir mantık oyunu değil, bazen ne kadar iyi olursanız olun kazanamazsınız.Bazen gerçekten isteyenler ve inananlar kazanır.Videonun başında konuşan adam FC Madron'un başkanı ve kısaca her şeyi.Başkan diyor ki:"55-0'dan sonra dalga geçtiler,en kötü takımsınız dediler.Bunları hiç umursamıyoruz ve inanıyorum ki ilk galibiyetimizi aldığımız gün bu makus talihimizi yeneceğiz."

8 Ekim 2012 Pazartesi

Futbolun gerçek kahramanları: FC Start

Futbol bazen sadece futbol değildir bazen bir isyan bir diriliş yoludur.İşte bunun göstergesi olan ve bu oyunu kutsal kılan bir hikaye.Futbolun gerçek kahramanları olarak nitelendirebileceğimiz 11 cesur yürekli adam.Futbolun bir oyundan çok daha fazlası olduğu bir hikaye.

1930'lu yıllarda Sovyetler Birliği'nde günden güne popüler bir hal almıştı futbol.O zamanın lig şampiyonluklarını üst üste kazanan Ukrayna ekibi Dinamo Kiev oluyordu.Ancak 1941 yılında Alman güçlerinin Sovyetler Birliği'ne girmesiyle o sezon yarım kalmıştı.İşsiz kalan 8 Dinamo Kiev'li futbolcu, futbol hastası bir fırıncının sahibi olduğu fırında çalışmaya başlamışlardı.1942 yılının bahar aylarında elinde bulunan futbolcularla işgal güçlerine karşı bir futbol takımı kurma fikri onların hayatlarını değiştirecekti.Bu düşünceyi gerçekleştirdi ve takımın adı fırınında ismi olan FC Start oldu.8 Dinamo Kiev'li futbolcunun yanına 3 tane de Lokomotiv Kiev'li futbolcu ekleyen takım 11 kişiyle maçlara başladı.İlk maçlarını 7 Haziran 1942 tarihinde yerel ligde Rukh takımına karşı oynayan Start maçı 7-2 kazanıyordu.Lokal ligde oynama kararı futbolcular için kolay olmamıştı.Start takımının kalecesi Kolya Trusevich'in Alman kuvvetlerine sözleri ise oldukça etkileyici: "Bizim silahımız yok, ama biz sahadaki galibiyetlerimiz ile dövüşeceğiz.Dinamo ve Lokomotiv takımlarının oyuncları bir renk için oynayacak o da bayrağımızın rengi için.Faşistler bilmelidir ki bu renkler yenilmezdir."


Sonrasında ise Macar,Romen ve Alman kuvvetlerini sırasıyla 6-2,11-0 ve 6-0'lık skorlarla mağlup eden Start'ın şanı Alman generallerin kulağına kadar gelmişti.Mücadeleden çekinmeyen Almanlar, o zamanın en iyi takımlarından Flakelf'i(şimdi ki Bayern Münih) fırıncıların karşısına rakip olarak çıkartır.6 Ağustos 1942'de fırıncılar Flakelf'i 5-1 yenerler.Bu duruma oldukça sinirlenen Alman general 3 gün sonra yine aynı stadyumda bir rövanş maçı olduğunu söyler.9 Ağustos 1942 tarihine geldiğimizdeyse maçtan önce Alman general Start soyunma odasına gelerek: "Bu maçın hakemi benim.İyi bir takım olduğunuzu biliyorum ama kuralları ihlal etmeyin ve maç başlamadan rakiplerinizi bizim gibi selamlayın." diyordu.Burada "bizim gibi" derken Nazi selamından bahsediyordu general.Yine muhteşem bir oyun oynayan Start takımı, ilk yarıyı hakemin Flakelf lehine verdiği kararlara rağmen 3-1 önde kapıyordu.Devre arasında Alman generaller Start soyunma odasına giderek oyuncuların yeteneklerinden çok etkilendiklerini ancak bu maçı kazanamayacaklarını eğer kazanırlarsa sonuçlarına katmaları gerektiğini söylerler.İkinci yarı başlar.İkinci yarıda durum 5-3 Start lehinedir.Bu sırada Start takımının Klimenko adlı defans oyuncusu topu savunmadan alır tüm rakip takım oyuncularını adeta ipe dizer hatta kaleciyi de geçer.Kale direkleriyle baş başa kalan Klimenko, meşin yuvarlığı ağlarla buluşturmak yerine Alman generallerin olduğu tribüne yollar.Bu hareketten sonra hakem henüz 90 dakika dolmamışken maçı bitirir.


Bundan sonra 16 Ağustos'ta Rukh'u 8-0 mağlup eden Start takımından o günden sonra haber alınamaz.Savaştan sonra ortaya çıkan belgelerde oyuncuların 1 yıl boyunca işkenceye maruz kaldıktan sonra kurşuna dizildikleri ortaya çıkar.Direniş öncülük eden bu cesur yürekli fırıncıların anısına maçların oynandığı Zenit Stadyumu'nun adı Start Stadyumu olarak değiştirilir.Aynı zamanda Start Stadyumu'na giderseniz direnişin başını çeken fırıncıların heykelini görebilirsiniz.Bu hikayenin filmleştirilmiş versiyonu "Escape to Victory"(Zafere Kaçış) adlı filmdir.Ancak filmin sonu gerçekle çok uyumlu değildir.Sonuç olarak futbol sadece futbol değildir.

7 Ekim 2012 Pazar

Futbol kültürü olmayan futbol ülkesi Türkiye


Türk insanının genel kanılarından birisidir bu "Futbol ülkesiyiz biz." lafı.Futbolu takip eden ve her hafta bir ton para verip maçları kaçırmayan bir toplum olduğumuz doğrudur.Fakat bunları yapmak bir futbol kültürüne sahip olduğumuzu göstermez.Ayrıca ülkemizde futboldan çıkarılan olaylar genelde negatif yönde olmakla birlikte toplumu karmaşaya doğru götürebilecek güçte bir araç olması da cabası.Tabi tüm futbol izleyicilerini kapsamıyor bu dediklerim.Futbol kültürü oluşturmak ve bu konuda geçmişimize sahip çıkmak için çabalayan insanlarda var tabi ki.Ancak ülkenin futbola genel bakışının bu yönde olmadığını düşünüyorum.Futbol kültürüne sahip olamadığımız için İngiltere,Almanya,İtalya,İspanya hatta Hollanda gibi ekol futbol ülkeleri arasına girmemiz zor.Futbolu ne zaman bir araç veya amaç olarak değil, bir oyun olarak göremeye başlarsak o zaman gerçek futbol kültürümüze erişmiş oluruz.Ülkemizde futbol kültürünü nasıl oluşturabiliriz peki?Aslında manevi açıdan bu konuda başarılıyız kısmen.Lefter,Metin Oktay ve Baba Hakkı gibi Türk futbolunun efsane isimlerini unutmamak ve onları gelecek nesillere aktarmak bir futbol kültürüdür.Bu efsane isimler kültürün temelini oluşturan insanlardır.Yani demek istediğim maddi ve maneviyat açısından önemi olan değerlerin kuşaklar arası iletişimi sayesinde bir kültür oluşur.Bunu bazı konularda oldukça abartırken bazı konularda hiç üstünde durmamış olmamız tuhaf.Ama taraftar ve tribün kültürü olan bir milletiz yer yer taşkınlıklar oluşsa bile sonuçta bir kültürümüz var.Tamam futbol ülkesi olabiliriz ama futbol kültürü olmayan bir futbol ülkesiyiz.

2 Ekim 2012 Salı

Çubukludan bir Alex geçti


8 yıl önce Sarı-Lacivertli renklere kendini ilk defa bağlayan imzayı attığında belki onun bile aklından geçenler bu kadar büyük değildi.Fakat geçtiğimiz 8 yılda Fenerbahçe formasıyla ulaşılması zor başarılara ve rekorlara imza atan Alex, bir Fenerbahçe efsanesi olarak çubuklu formaya veda etti.Bu muhteşem adam Fenerbahçe formasıyla neler yaptı? Gelin geçtiğimiz 8 Alex'li yıla bir göz atalım.

2004 yılında Fenerbahçe formasını ilk defa sırtına geçiren kaptan Alex de Souza, daha geldiği ilk günden itibaren Sarı-Lacivertli taraftarların gönlünde taht kurmuştu.Geldiği ilk sezonda Fenerbahçe ligde ipi göğüslerken Alex, ligde 31 maçta 24 gol ve 16 asistle şampiyonluk yolunda büyük katkı yapmıştır.O yıl Süper Lig'in asist kralı olan sambacı sonraki sezonda 31 maçta 15 gol ve 24 asistle yine asist kralı olmuştu.Böylece Alex hem Süper Lig tarihinin en çok asist yapan oyuncusu hem de Süper Lig tarihinin iki kez üst üste asist kralı olan ilk ve tek oyuncusu oluyordu.2006-2007 sezonundaysa yani Fenerbahçe'nin 100. yılında 32 maçta 19 golle Fenerbahçe tarihinde gol kralı olan ilk yabancı futbolcu oluyordu sambacı.O sezon şampiyonluğa ulaşan takımın en önemli parçası olan Alex de Souza, bir sonraki sene kaptanlığa getiriliyordu.2007-2008 yılındaysa Fenerbahçe, Zico yönetiminde Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kadar yükselirken kaptan Alex, Şampiyonlar Ligi'nin asist kralı oluyordu.2008-2009 yılına geldiğimizdeyse kaptan Alex'e efsane 10 numaralı forma veriliyordu.O yıl hem Fenerbahçe hem de Alex için çok parlak geçmiyordu.Sonraki sezon Daum'un gelişiyle lig,kupa ve Avrupa'da toplam 43 maçta 21 gol ve 14 asistle yine takımı taşıyordu.Ancak son anda kaçan iki kupayla Sarı-Lacivertliler sezonu kupasız kapadı.2010-11 sezonundaysa Alex, Fenerbahçe'de belki de en verimli yılını geçirdi.33 maçta 28 gol ve 13 asistle hem gol hem asist kralı oluyordu sambacı.Bu sezon sonunda şampiyonluğunda gelmesiyle muhteşem bir yılı geride bırakıyordu kaptan Alex de Souza.Ayrıca yine 2010-11 sezonunda 100'ler kulübüne giren ilk yabancı olan Alex, aynı zamanda Bucaspor maçında Fenerbahçe tarihinin 3000. golüne imzasını atarak çubuklunun efsane futbolcuları arasına giriyordu.


Geçtiğimiz sezonuysa toplam 36 maçta 17 gol, 11 asistle ve Türkiye Kupası ile tamamlıyordu kaptan ve bu sezon sadece 10 maç oynadıktan sonra efsaneleşti çubuklu formaya veda ediyordu Alex.Böyle bir ayrılığı hak etmemişti bence.Sadece istatistik olarak bakmak yanlış olur Alex'e.Çünkü o sahadaki duruşuyla herkesten farklıydı.Taraftarın kalbinde de tıpkı sahada olduğu gibi her zaman farklı bir yerde duracaktır.Fenerbahçe kariyerini kısaca özetlemek gerekirse 344 maç, 172 gol ve 139 asist.Fenerbahçe formasıyla 3 lig,Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final, 2 süper kupa, 1 Türkiye Kupası ve sayısız kişisel rekorlar,başarılara imza atan Alex de Souza, sizce "efsane" değil mi?

1 Ekim 2012 Pazartesi

Böyle ayrılık olmaz


Çok değil sadece 2 hafta önce taraftarlar tarafından heykeli dikilen ve yine taraftarlar tarafından "efsane" olarak nitelendirilen Alex de Souza, yine bugün kadro dışı bırakılan Fenerbahçe "efsanesi" Alex de Souza. Aykut Kocaman'ın kulübe geldiği ilk günden beri kendi sisteminde Alex'in olmadığını biliyoruz.İlk sezonda Alex, hocayı haksız çıkardı.Nitekim geçen sezonda öyle oldu.Fakat bu sezon başında yine patlak veren geleneksel Alex'i tartışma günleri hiç beklenmedik bir anda deplasmanda oynanacak Spartak Moskova maçından önce Alex'in yedek kalmasıyla birlikte iyice zirveye ulaştı.Sezon başından beri süre gelen bu süreçte Fenerbahçe kaptanı Alex de Souza'ya yapılanların tamamen saygısızlık olduğuna inanıyorum.

Alex'in attığı tweet olmasa bunlar olmazdı diyenler olabilir.Fitili Alex ateşledi diyenler olabilir.Aykut hocayı anlıyorum ama kendi takımının kaptanına 3 sezondur seni takımda düşünmüyorum diye yüklenmek çok doğru bir tavır değil.Azaltarak bitirme yöntemini kullanabilirdi Aykut hoca ve Fenerbahçe yönetimi.Ancak her zaman olduğu gibi takımın bulunduğu kötü dönemde yine faturayı bir kişiye kesip bütün suç üstüne yüklendi.Bu bahsettiğimiz kişinin ise Alex olması gerçekten kabul edilemez.Sadece bir tweet attı diye size kazandırdığı bu kadar güzel hatırayı bir kalemde silmek bu kadar kolay olamaz.Ben bir futbolsever olarak Alex'e yapılanın tüm Türk futbolunun sorunu olduğunu düşünüyorum.Örneğin; ülkemizde bir takım kötü gidiyorsa fatura hep bir kişiye kesilir, tüm suç ona yüklenir.

Fenerbahçe taraftarının gönlünde taht kurmuş, "efsane" olarak nitelendirilen ve halen takımının kaptanı konumunda bulunan Alex de Souza'yı bu kadar kolay silmek olmaz.Büyük ihtimalle Alex'i bir daha çubukluyla yeşil sahalarda göremeyeceğiz.Böyle bir vedayı hak edecek ne yaptı Alex?Tek merak ettiğim soru bu.

23 Eylül 2012 Pazar

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Avrupa maçları ardından

Biraz geç kalınmış bir yazı olsa bile Avrupa'daki iki temsilcimizi değerlendirmeden geçmek olmaz.Manchester United ve Marsilya gibi Avrupa futbolunun köklü ekiplerinden olan iki kulüple mücadele eden temsilcilerimiz Galatasaray ve Fenerbahçe, ilk hafta sonunda istedikleri skorları alamadılar.Şampiyonlar Ligi'nde Manchester  deplasmanından 1-0'lık mağlubiyetle dönen Galatasaray ve Marsilya'ya Kadıköy'de 90+3'te yediği golle 2 puanı kaybeden Fenerbahçe.

İlk olarak Şampiyonlar Ligi'ndeki tek temsilcimiz olan Galatasaray'a göz atalım.Henüz maçın başında 1-0 geriye düşen temsilcimiz sonrasında çok net pozisyonlar yakaladı ancak meşin yuvarlığı gol çizgisinden geçirmeyi başaramayınca sahadan boynu bükük ayrıldı maalesef.Net pozisyonların yanı sıra verilmeyen penaltılarda oldu.Alman hakemin hem Manchester hem de Galatasaray lehine verdiği kararlar maç boyunca iki tarafı da tatmin etmedi.Hakemin ne kadar çok kötü bir maç yönetmesine rağmen Sarı-Kırmızılılar yine golü bulabilirdi fakat futbol şansı yanımızda değildi.Gelecek maçlar için Galatasaray'ın umut verdiğini söyleyebiliriz.Şu an kağıt üzerinde grubun en zor maçını geçen Galatasaray'ın önü açık gibi duruyor bence.Tabi ön yargılı olmak çok iyi değil düşüncelerim pozitif yönde olsa bile.Takımı rehavete sokmamak ve erken havaya girmemek lazım.Ama grup kuralarının çekildiği gün yazdığım yazıda da belirttiğim gibi Galatasaray'ın kadro kalitesi ve bildiğimiz oyun stratejisi oynayacakları tüm takımları alt edebilecek güçte.Gruptaki diğer maçta Cluj, Braga'yı deplasmanda 2-0 yenince hesaplar biraz karıştı aslında.Temsilcimiz bir sonraki maçını içeride Portekiz temsilcisi Braga'yla oynayacak.Braga kendi hesabında olmayan bir mağlubiyet aldı ve İstanbul'a mutlak galibiyet parolasıyla gelecektir.Şahsi düşüncem Braga ve Cluj'le peş peşe kendi sahasında oynayan temsilcimiz için fikstürü lehine çevirmek kendi elinde.2.hafta Galatasaray Braga'yı yenerse bence Portekiz temsilcisini devre dışı bırakmış olur.Çünkü Braga Galatasaray'dan sonra iki kez üst üste United ile oynayacak.Eğer temsilcimiz Braga'yı mağlup ederse Cluj'le oynayacağı iki maç sonunda bir üst turun kapılarını aralayabilir.Sonuç olarak bu mağlubiyet Galatasaray'a hiç bir şey kaybettirmedi tam aksine bazı dersler çıkarmasını sağlamıştır ve çok güzel bir deneyim olmuştur.

Gelelim Avrupa Ligi'ndeki temsilcimiz Fenerbahçe'ye.Sarı-Lacivertliler maça hızlı başladı ve ilk yarıyı 1-0 önde kapattı.İkinci yarıya durgun başlayan temsilcimiz taraftarının desteğiyle ayağa kalkıp, efsane kaptanı Alex'in kafasından 2. golü buldu.Bundan sonra Marsilya baskısı dahada arttı.80. dakikaya girdiğimizde ise artık maç bitti demişti herkes.Fakat 83'te Valbuena'nın golüyle 2-1'i bulan Fransız temsilcisi 90+3'te de Ayew'in kafasından beraberliği yakalayınca Kadıköy sessizliğe büründü.Çok iyi bir oyun ortaya koyduğunu söyleyemesek bile gerekeni yaptığını söyleyebiliriz Fenerbahçe'nin.Ev sahibi takımın 2-0'dan son 10 dakikada maçı vermesi her zaman yaşanacak bir hadise değildir.Oyunu tutmak için yapılan hamleler tam tersine rakibin baskısının dahada artmasına neden olunca skor böyle şekillendi.Fenerbahçe sahadan galibiyetle ayrılsaydı eğer çok büyük bir avantaj yakalayacaktı.Çünkü grubun diğer maçında Möchengladbach deplasmanında Limassol ile 0-0 berabere kalmıştı.Şu an grupta 4 takımda aynı puanda.Halen kendi şansını elinde bulunduran Sarı-Lacivertliler 2.haftada Mönchengladbach deplasmanına gidecek.Önemli bir avantajı kaybeden temsilcimiz Fenerbahçe'de bu maçtan gereken dersi çıkaracaktır.Bence Fenerbahçe Almanya'dan 1 puanla dönüp iki Limassol maçını kazandığı zaman gruptaki iddiasını tekrar ortaya koyacaktır.Bunu yapabilecek güçte bir oyuncu grubuna sahip olduğunu hepimiz biliyoruz Fenerbahçe'nin ve bunu başarabileceklerine de inanıyoruz.

Baktığımız zaman Avrupa'da bizi temsil eden iki takımımızın kadro kalitesi olarak ligimizdeki diğer takımlardan önde olduğu yadsınamaz bir gerçek.Yani Türkiye'nin şu an için en iyi iki takımı konumundaki Galatasaray ve Fenerbahçe'nin performansı diğer takımlarımızı da harekete geçirecektir.Ülke puanına ihtiyacımız olan dönemlerden birindeyiz.Umarım iki temsilcimizde Avrupa'da başarılı bir grafik çizip bizim göğsümüz kabartacaktır.

17 Eylül 2012 Pazartesi

Şampiyonlar Ligi öncesi notlar


1955 yılında Şampiyon Kulüpler Kupası adıyla Avrupa'nın dev kulüplerinin mücadele ettiği ve 1992 yılında adı Şampiyonlar Ligi olarak değişen turnuvanın 2012-2013 sezonu yarın oynanacak grup mücadeleleriyle başlayacak.1955 yılından bu yana devam eden ve Avrupa'nın en prestijli turnuvası konumunda olan Şampiyonlar Ligi'nde geride bıraktığımız 57 yıldan kısa kısa notlarla bu dev ligin heyecanını biraz daha arttıralım.

Kupayı en çok kazanan takım 9 kez ile İspanyol devi Real Madrid olurken Şampiyonlar Ligi kupasını müzesine götüren ülkeler arasında yine İspanyollar 13 kezle ipi göğüslüyor.Bu 13 kupanın 9'u Real Madrid'e geri kalan 4'ü ise Katalan ekibi Barcelona'ya ait.En fazla takımla kupayı kazanan ülkeyse İngiltere.Tam 5 ayrı takımla kupayı kazanan İngilizler aynı zamanda İspanya'nın ardından kupayı 12 kezle kupayı en çok kazanan ülke.İtalyanlar da 12 kez kazanmış bu dev kupayı 3 farklı takımla.1955-56 sezonunda ilk kupayı kazanan takım Real Madrid olurken, son Şampiyonlar Ligi kupasını müzesine götüren takım Chelsea olmuştu.Kupayı finalde kaybedip boynu bükük eve dönenler listesindeyse 3 takım 5 kezle dikkat çekiyor: Benfica,Juventus ve Bayern Münih.Geçtiğimiz 3 sezonda 2 final oynamasına rağmen kupaya uzanamayan Bayern Münih son yılların ve Şampiyonlar Ligi'nin en şanssız takımları arasında gözüküyor.Devler Ligi'nin notları ve istatistiklerine bir göz attığımız zaman Real Madrid'in diğer ekiplerden hep bir adım önde olduğunu görüyoruz.

İlginç bir bilgiyle notları bitiriyorum.Şampiyonlar Ligi tarihinde atılmış en hızlı gol bir Hollandalı tarafından Roy Makaay tarafından 2006-2007 sezonunda atılmıştır.Son 16 karşılaşmasında Bayern formasıyla Real Madrid'e 10 saniye 12 salisede attığı gol Devler Ligi tarihinde atılmış en hızlı gol olarak tarihe geçmiştir.

13 Eylül 2012 Perşembe

"Taçsız Kral" Metin Oktay


Baba Hakkı,Lefter ve Metin Oktay.Türk futbolunun asla unutulmayacak ve her geçen gün değerine değer katmaya devam eden isimlerdir.Yaklaşık 21 yıl önce bugün Boğaziçi Köprüsü çıkışında geçirdiği trafik kazasında hayata gözlerini yuman Galatasaray'ın efsanevi futbolcusu, ölümünün ardından 21 yıl geçse bile her geçen gün başta Sarı-Kırmızılı taraftarlar olmak üzere tüm futbolseverlerin kalbindeki tahtını sağlamlaştırdı.1954-55 sezonunda İzmirspor formasıyla profesyonel kariyerine start veren Oktay, 18 maçta 17 golle Galatasaray'ın dikkatini çekti ve Sarı-Kırmızılı renklere kendini 5 yıllığına bağlayan imzayı atarken aynı zamanda "Taçsız Kral"a bu sözleşme karşılığında taksi plakalı bir Chevrolet otomobil verildi.Galatasaray macerası böyle başladı ve 1961-62(1 sezon Palermo'da oynadı) sezonu dışında kariyerinin tamamını Sarı-Kırmızılı formayla geçirdi Metin Oktay.Attığı goller ve efendiliğiyle tüm taraftarlar tarafından saygı gören Oktay, 6 kez Süper Lig'de gol kralı oldu.Rakamlar onların büyüklüğünü anlatmaya yetmez bence.Kulaktan kulağa büyüklerimizden duyduğumuz çok önemli bir futbol ikonu.13 Eylül 1991 günü hayata veda eden Metin Oktay, Türk futbolunun "Taçsız Kral"ı olarak tarih sayfalarına geçti.

7 Eylül 2012 Cuma

Hedef 2014


2012 Avrupa Şampiyonası'nı kaçırmamızın ardından A Milli Takımımızın teknik direktörlük görevine getirilen Abdullah Avcı ile ilk resmi maçımıza bu akşam Avrupa futbolunun önemli ekiplerinden Hollanda'ya karşı oynayacağız.Avcı yönetiminde oynadığımız 7 özel maçta 4 galibiyet ve 3 mağlubiyet alırken, henüz berabere kaldığımız karşılaşma yok.İstatistikler her şey değildir tabi ama bu verilerden bir sonuç çıkarmak gerekirse Abdullah hocanın Milli takımı ya hep ya hiç demek istiyor bence.Risk alıp sonucu değiştirmek istiyorlar.

4-3-3 sistemi için oldukça elverişli bir havuza sahip olmamıza rağmen bu formasyonda başarısız olmamızın nedeni takımımızın karakter özelliğinin olmaması.Milli takım hakkında daha önce yazdığım yazılarda da belirttiğim gibi bizim takımımızın bir oyun kimliği yoktu Hiddink döneminde.Abdullah Avcı'nın takımımıza o eski cesur ve mücadeleci yapısını tekrar geri kazandıracağına emindim.Şu gidişatta ise gözüken başarılı bir yol izleniyor bence.Risk almadan kazanamazsanız.Korkak oynayarak ve taşın altına elinizi koymadan mücadele etmeden inanmadan başaramazsınız.Benim gözümde milli takım bizi yansıtmalı.Bizim heyecanı doruklarda yaşayan ve adrenalini seven bir milletiz.Hiddink'in gitmeden önce oynadığı son maçlarda oyuncuların içindeki isteği ve heyecanı tamamen yok ettiğini düşünüyorum.Yani hakemin tartışmalı kararlarında bile ona itiraz etmeyen bir milli takımımız vardı.Biz bunlara gelemeyiz.Belki çok duygusal yaklaşıyor olabilirim ama en son başarılı olduğumuz 2008'e gidecek olursak çok etkileyici bir futbol oynadığımız söylenemez.Ancak inanarak ve mücadele ederek, pes etmeyerek yarı finale kadar yükseldik hatta finali bile görebilirdik.

Bu akşam büyük ihtimalle Abdullah Avcı'nın genelde hazırlık maçlarında oynattığı 4-2-3-1 sistemiyle sahaya dizileceğiz.Fakat dün katıldığı bir televizyon programında 4-2-3-1 dizilişinin savunma ve hücum organizasyonlarına göre değişiklik gösterebileceğini söyledi hoca.Sonuç olarak son sözü sahada oyuncularımız söyleyecek.Umarım hepimizi mutlu edecek bir sonuçla ülkemize döner A Milli Takımımız.Biz her zaman inanıyoruz ama karşılığında onlarında mücadele etmesini istiyoruz.Kaybedelim ama çalıştık, yapmaya çalıştık deyip kaybedelim.

Not: Bunun yeri burası değil ama 25 şehidimize, Ediz'e ve milli motosikletçimiz Kemal Merkit'e Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyorum.

31 Ağustos 2012 Cuma

Marsilya,Mönchengladbach ve Limassol


Şampiyonlar Ligi'ndeki temsilcimiz Galatasaray'dan sonra Avrupa'da bizi temsil eden ikinci takımımız Fenerbahçe'nin de Avrupa Ligi'ndeki rakipleri belli oldu.2 gün önce Spartak Moskova'ya elenerek Şampiyonlar Ligi'ne veda eden Sarı-Lacivertliler C grubunda Fransa'nın güçlü ekiplerinden Marsilya, son dönemin çıkış yapan Alman ekibi Mönchengladbach ve Kıbrıs Rum temsilcisi Limassol ile eşleşti.Sizler için Fenerbahçe'nin rakiplerini özet geçtim.

İlk olarak 1.torbadan gelen Fransa'nın köklü ekiplerinden olan Marsilya ile başlayalım.2010 yılında yaşanan şampiyonluğun ardından geçen sezon ligde sıkıntılı bir dönem geçiren sezonu 10.sırada bitirmesine rağmen Fransa Kupası'nı alıp bu sezon Avrupa Ligi'nde mücadele hakkı elde etmeyi başardı.Fransız çalıştırıcı Elie Baup yönetimindeki Marsilya, gruplara kalmadan önce bir başka temsilcimiz olan Eskişehirspor ve Moldova temsilcisi Sheriff'i eledi.Transferde çok hareketli olmadıklarını görüyoruz.Kadroyu korumaya çalışmışlar genellikle.23 yaşındaki yıldız beki Azpilicueta'yı Chelsea'ye ve 31 yaşındaki deneyimli orta saha Alou Diarra'yı West Ham United'a gönderdiler.Tek transferleri Nantes'tan 23 yaşındaki genç bir forvet olan Florian Raspentino.Kadrolarından daha fazla söz etmeye gerek yok çok tanınmamış bir takım değil.Aynı zamanda Avrupa'da eski günlerini arıyorlar.Kilit oyuncu olarak baktığımızda gözüme çarpan Mandanda,Mbia,Valbuena ve Remy gibi isimler var.Kağıt üzerinde Fenerbahçe için en güçlü rakip olarak gözüküyorlar zaten.Fransa Ligue 1'de de bu sezon 3 maç sonunda 9 puanla zirvedeler.

Gelelim 3. torbadan gelen bence bizim adımıza şanssız kuraya.Geçen sezon Marco Reus önderliğinde inanılmaz bir yükselişe geçen Mönchengladbach, takımın sahadaki lideri Reus'u kaybetmesine rağmen yükselişine devam ediyor diyebiliriz.Reus dışında takımın genel yapısı bozulmamış ve çok önemli takviyelerle gelişmiş bir oyuncu topluluğu var.Twente'nin 22 yaşındaki Hollandalı santrforu Luuk De Jong'un yanı sıra Atletico'dan stoper Alvaro Dominguez, Basel'den genç orta saha Granit Xhaka ve Hoffenheim'dan forvet Peniel Mlapa'yı transfer ettiler.Lucien Favre yönetimindeki Mönchengladbach'ta tıpkı temsilcimiz Fenerbahçe gibi buraya Şampiyonlar Ligi play-off turundan elenerek geldiler.Güçlü Ukrayna temsilcisi Dinamo Kiev'e elenerek Avrupa Ligi'nin yolunu tuttular.Alman ekibinde göze çarpan oyunculara bakacak olursak ter Stegen,Dominguez,Arango ve De Jong bence ilk olarak öne çıkanlar gibi duruyor.Bundesliga'ya ilk hafta sahasında Hoffenheim'ı 2-1 mağlup ederek 3 puanla başladıklarını da bir not olarak yazalım.

4.torbadan gelen ve kağıt üzerinde en güçsüz rakip konumunda olan Kıbrıs Rum temsilcisi Limassol'a göz atalım birazda.Geçtiğimiz sezon Kıbrıs Rum liginde şampiyon olarak Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etme hakkı kazanan AEL Limassol, Kuzey İrlanda temsilcisi Linfield'ı ve sonrasında Sırbistan şampiyonu Partizan'ı eleyerek Şampiyonlar Ligi'nde play-off turuna kalmayı başardılar.Fakat burada Anderlecht'e elenen Limassol Avrupa Ligi'nde yoluna devam etmek zorunda kaldı.İzlemediğim bir takım hakkında yorum yapmak istemiyorum ancak zor bir deplasman olacağı kesin.Geçen sezon Apoel'in açtığı patikadan devam etmeye çalışacaklardır.Bunu başarabilirlerse ne ala.Ama dikkatli olmamız ve puan kaptırmamız gereken bir takım.


Son olarak Fenerbahçe gözünden değerlendirelim.Bence Fenerbahçe orta sahaya oyunu çift yönlü oynayabilen bir oyuncu transfer ederse Avrupa Ligi'nde yolu oldukça açık görünüyor.Baktığımız zaman 3 zorlu deplasman görüyoruz.En korktuğum puan kaybı Fenerbahçe'nin Limassol deplasmanında yapabileceği olağan puan kaybı.Bu takım karşısında fire vermemek lazım.Umarım Fenerbahçe beni yanıltır.Ama her şeye rağmen ben temsilcimizin bu gruptan çıkıp önemli işlere imza atabilecek güçte olduğuna inanıyorum.Avrupa Ligi'nde yolun açık olsun Fenerbahçe.

Manchester United, Braga ve Cluj


Galatasaray taraftarının 6 sezondur Şampiyonlar Ligi'ne çektiği özlem geçen sezon ki şampiyonlukla son buldu.Şampiyonluğun ardından Galatasaray'ın 3.torbadan mı yoksa 4. torbadan mı grup kurasına katılacağı tartışıldı.Sarı-Kırmızılı temsilcimizin 3.torbaya yükselmesi için gereken koşullar gerçekleşti ve Şampiyonlar Ligi'nde tek temsilcimiz olan Galatasaray kura çekimine 3.torbadan katıldı.H grubunda Manchester United,Braga ve Cluj'le eşleşen Galatasaray'ın rakiplerini bir yazıda topladım.

İlk olarak 1.torbadan gelen İngiliz devi Manchester United'a bakalım.Onlar hakkında çok fazla şey karalamaya gerek yok aslında.ManU bildiğimiz gibi Avrupa hatta dünya futbolunun başını çeken kulüplerden bir tanesi.Şampiyonlar Ligi ruhunu yaşayan ve rakibine yaşatan ekiplerden bir tanesi.Bu açıdan bakılınca United maçlarına motivasyon olarak hep hazır olacaktır Galatasaray.Transfer döneminde hücum hattına önemli takviyeler yaptıklarını biliyoruz.Son 2 yılda Dortmund'un ayağa kalkmasında maestro rolü oynayan Shinji Kagawa ve Arsenal'in Hollandalı yıldızı Robin van Persie'yi transfer eden Kırmızı Şeytanlar, bunun yanı sıra İngiltere 1. Lig ekiplerinden Crewe Alexandra'dan 18 yaşındaki genç orta saha oyuncusu Nick Powell ve Vitesse'den sol bek Alexander Büttner'i kadrosuna dahil etti.Bunun dışında United bildiğimiz gibi: Ferguson ve Rooney.

2.torbadan gelen ekipse Braga oldu Sarı-Kırmızılı temsilcimize.Bence gayet güzel bir kura.2.torbadaki çoğu takımdan Galatasaray için en uygun olan ekipti bence.Braga'ya gelecek olursak, çok eskilere gitmeye gerek yok.Yaptıklarıyla adını yeni yeni Avrupa arenasına duyurmaya başlayan bir ekip.2 sezon önce Avrupa Ligi finalinde kupayı Porto'ya kaybettiler.Geçtiğimiz sezon bildiğiniz gibi Beşiktaş tarafından yine aynı turnuvadan elendiler.Bu sezon onları Şampiyonlar Ligi arenasında seyredeceğiz.Ne yapacakları merak konusu tabi.Buraya play-off turunda İtalyan ekibi Udinese'yi penaltılar sonunda eleyerek geldikler.Şu iki yıldan günümüze kadar olan sürece bakarsak Portekiz temsilcisinin buraya tırnaklarıyla kazıyarak geldiğini görmemiz mümkün.Tabi diğer rakiplere göre biraz daha kolay daha uygun gözüküyorlardı.Ama burası Şampiyonlar Ligi rakibi küçümsemek yapılacak en büyük hatadır burada.İlk önce rakibe saygı duymalıyız.Zaten Galatasaray'ın böyle bir ruh haline girmesini beklemiyorum, bekleyemeyiz.Transferin suskun ekipleri arasında yerini alan Braga'nın iki maestrosu Hugo Viana ve Rodrigo Lima.Orta sahada Mossoro ve Amorim gibi tehlikeli isimlere sahipler.Rakibi küçümsemiyorum ama bence Galatasaray Braga'yı geçebilecek güçte bir ekip.Portekiz ekibinin teknik adamlık görevini ise Jose Peseiro üstleniyor.

Son olarak gelelim 4.torbadan gelen Cluj'e.2012 yılında Romanya Ligi'nde ipi göğüsleyen Cluj buraya iki ön eleme oynayarak geldi.3. ön eleme turunda Çek ekibi Slovan Liberec'i, play-off turunda ise İsviçre'nin Basel takımını devre dışı bırakarak grup aşamasına katılmayı başardılar.Ioan Andone yönetimindeki Cluj, 6 haftası geride kalan Romanya Ligi'nde 6 puanla 6.sırada yer alıyor.Romen ekibinin en dikkat çeken ismi 1.90'lık Yunan golcüleri Pantelis Kapetanos.Bu sezon oynadığı 8 maçta 4 gole imza attı Kapetanos.Ayrıca H grubunda eşleştikleri rakipleri Braga'dan transfer ettikleri Portekizli file bekçisi Mario Felgueiras'ta dikkat çeken isimler arasında.Takımın savunma hattına baktığımız zaman Rumen ve Portekizlileri görmek mümkün.Orta saha içinde aynı şeyi söyleyebiliriz.ancak ileride Yunan Kapetanos ve Senegalli santrforları Modou Sougou var.İyi bir kontra takımı diyebiliriz oyuncu yapısına bakarak.Dikkatli oynamayan takımlara karşı kolaylıkla ceza kesebilecek bir oyuncu profiline sahipler.


Galatasaray'ın rakipleri bunlardı.Elimden geldiğince özet geçmeye çalıştım.Bir fikrimiz olsun en azından diye.Temsilcimizin gruptan çıkma şansını konuşacak olursak bence şanslar yüzde 51'e 49 Galatasaray lehine.Manchester United'ın lider olarak çıkacağını düşünürsek geriye kalan 3 takım arasında Sarı-Kırmızılı temsilcimiz bir adım önde duruyor gibi.Fakat futbol bu, her an her şey olabilir.Önde durmak bir avantaj değil, motivasyon kaynağı olmalı Galatasaray için.böylece bunu kendi lehimize kullanabiliriz.Avrupa'da söz sahibi olduğumuz dönemleri geri istiyoruz.Umarım bu sezon Avrupa'da tüm takımlarımız bizi en iyi şekilde temsil ederek başarılı bir sezon geçirirler.Ülke puanına gerçekten çok ihtiyacımız var bu sezon.Şampiyonlar Ligi'ndeki temsilcimiz Galatasaray'a başarılar diliyorum.

28 Ağustos 2012 Salı

Parayla saadet olur mu?


Avrupa futbolu son yıllarda girişimci iş adamlarını oldukça fazla görmeye başladı.Daha çok Arap petrol krallarının oyuna dahil olduğunu görüyoruz.Futbolun endüstrileşmesinde başrol oynayan zenginlerin başını Chelsea'nin sahibi Roman Abramovich çekiyordu.Bu etkileşimle ada futbolu milyarderler tarafından oldukça rağbet görmeye devam etti ve Birleşik Arap Emirliklerin'den bir petrol zengini İngiltere'nin köklü kulüplerinden Manchester City'i satın aldı.City'ye yaptığı yatırımların karşılığını 3 sezonda almayı başardılar diyebiliriz.Bu furyanın son gözdesi ise Fransa'dan Paris-Saint Germain oldu.

Katarlı sahiplerinin yatırımlarını ilk sezonda karşılayamayan PSG, bu sezona geçtiğimiz sezondan daha iddialı transferlerle başlamasına rağmen 3 hafta sonunda taraftarına ve sahiplerine hayal kırıklığı yaşatmış gözüküyor.Transferde Ibrahimovic,Thiago Silva ve Lavezzi'ye tam tamına 95 milyon milyon euro gibi astronomik bir para harcayan takım ligde 3 maçta da berabere kalarak 3 puanla 12.sırada yer alıyor.Henüz konuşmak için erken fakat PSG'nin şu an yaptığı yatırımların karşılığını almadığını kesin olarak söyleyebiliriz.Geçen sezon yine milyon eurolar harcamış fakat kendisinden seviye olarak çok düşük Montpellier'in altında kalarak ligi 2. sırada bitirmişlerdi.Ayrıca ligde oynadığı 3 maçın sadece bir tanesinde gol sevinci yaşayan PSG, o maçta da 2-0'lık mağlubiyetten süper yıldızları Ibrahimovic'in iki golüyle 2-2'yi yakalamıştı.Ama yukarıda bahsettiğim gibi PSG'nin örnek aldığı veya bu türün öncülerinden olan City'nin Arap milyarderleri yaptıkları yatırımların karşılığını 3 sezon sonunda almayı başarmışlardı.

Yani sonuç olarak yine ve yeniden aklımıza gelen soru şu oluyor: Parayla saadet olur mu? Bana soracak paranın nasıl kullanıldığına bağlı bu.Öte yandan futbolda başarıyı yakalamak için bazen sabretmek gerekir.Paranın getireceği saadeti biraz beklemek ve sabretmek lazım.Tabi gelen saadetin kalıcılığı bir muamma.

24 Ağustos 2012 Cuma

Xaviesta


Xavi ve Iniesta.Bu ikilinin yeşil sahadayken beyinleri sanki aynı anda aynı şeyi düşünüyor.Bu nedenle onlara Xavi ve Iniesta demek yerine Ali Ece'nin tabiriyle (yani ben ondan duydum kelime kökeni nereden bilemiyorum) Xaviesta diyoruz.Dün akşam yine bize bir futbol ziyafeti yaşattılar tabiri caizse.Gerçekten eskiler nasıl Maradona,Beckenbauer,Cruyff ve Platini gibi isimleri canlı izleme şansı yakaladılarsa bizde şu an Xavi,Iniesta,Ronaldo ve Messi'yi izlediğimiz için o derece şanslıyız.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kocaman ne istiyor, takım neyi yapamıyor?


Geçtiğimiz 2 sezondur yani Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nin başına geldiği günden itibaren takıma bir karakter kazandırma anlayışı vardı.Geçen sezon bu karakterin tam olarak oturmaya başladığını görmüştük.Fenerbahçe'nin oyun anlayışı bol pas yaparak rakip kaleye gitmekti.Örnek alınan takım ise tabi ki pas oyununun ustası olarak görülen Barcelona'ydı.Sahaya dizilişi 4-2-3-1 olarak gözüken Sarı-Lacivertli ekibin pas oyununu kuvvetlendirmesi için orta sahada hakimiyeti elinde bulundurması gerekir.Bu nedenle Aykut hoca saha dizilişini 4-3-3 çekmeye çalışıyordu ve halen çekmeye çalışıyor.

Tabi bu 4-3-3 dediğimiz dizilişin adı "Alex'siz Fenerbahçe" oluyor.Kocaman'ın istediği Fenerbahçe dediğim gibi bol pas yapıp rakip kaleye giden Fenerbahçe.Fakat bunu gerçekleştirmek için orta sahada en az 1 tane oyunun iki yönünü iyi oynayabilen bir oyuncuya sahip olmanız gerekir.Gelelim ve görelim ki Fenerbahçe'nin elinde böyle bir orta saha yok.Topal,Selçuk ve Baroni.Belki Topuz'u göbeğe çekmek gibi bir düşüncesi olursa hocanın Topuz bu görevi üstlenebilir.Ancak oyunun iki yönünü oynamak yetmez, pas kalitesinin de yüksek olması lazım bu oyuncunun.Topuz'da bu yönden biraz eksik duruyor.Böyle oynamak isteyen Aykut hoca, elindeki oyunculardan yapabileceklerinin üstünü istiyor bence.Bunun yüzünden takım günlük performanslara bağlı bir ekip olmaktan kurtulamıyor.

Fenerbahçe'nin durumu bu.Eğer hoca kendi sisteminde başarılı olmak istiyorsa orta sahaya yukarıda bahsettiğim tipte bir oyuncu gerekiyor.Bir başka seçenek ise farklı sistemler ve oyunlar denemek olacaktır.Örnek olarak Alex'i illa ki oynatmayacağım diyorsanız çift forvete çekersiniz 4-4-2 oynarsınız.Bu da bir seçenek ve seçimdir tabi.Ama ben Aykut Kocaman'ın oyun anlayışından kolay kolay taviz vereceğini düşünmüyorum.

19 Ağustos 2012 Pazar

Kuyt farkı


Türkiye'ye geldiği ilk günden beri Kuyt'ın yapılan bütün transferlerden ayrı bir yere koyulması gerektiğini bas bas bağırarak söylüyorum.Şu an gözüken o ki tüm Fenerbahçeli taraftarlarda benimle aynı fikirde.Sarı-Lacivertli formayla 4 resmi karşılaşmaya çıkan Hollandalı yıldız, fileleri 4 kez havalandırarak sahadaki başarılı performansını istatistiksel olarak da kanıtladı.Fakat bana sorarsanız Kuyt'ın farkı onu diğerlerinden çok çok üst noktaya taşıyor.

32 yaşındaki bir oyuncunun mücadele seviyesinin bu derece yüksek olması onu fark yaratan bir futbolcu yapıyor.Her şey bir yana insan olarak kuvvetli bir karaktere sahip olması da onun futboluna oldukça olumlu yansıyor.Ama bana soracak olursanız Kuyt'ın görünen bütün bu pozitif özelliklerinden daha farklı bir potansiyeli de var Fenerbahçe'ye ve Türk futboluna kazandırabileceği.Eğer Kuyt, ülkemize gelen her yıldız gibi Türkiye'yi olduğu gibi kabul edip bu kısır döngüye uyum sağlamaz ve kendisinde bulunan potansiyeli daha üst seviyelere çıkarmaya çalışırsa bunun yararı en başta Fenerbahçe ve Türk futboluna olur.Size şöyle abartı bir örnek verecek olursam: Hagi.31 yaşında Barcelona'dan Galatasaray'a transfer olan Hagi, Kuyt için kurduğum hayallerin hepsini yaptı ve Galatasaray'a bir UEFA bir de Süper Kupa kazandırarak seviye atlattırdı.Bunun yararını başta Galatasaray ve tabi ki Türk futbolu gördü.

Demek istediğim şudur ki; Kuyt şu an 32 yaşında ve Liverpool gibi bir dünya devi kulüpten Fenerbahçe'ye transfer oldu.Onu izlediğimiz bu kısa süreçte bana oldukça umut verdi.Eğer kendi çizgisini bozmaz ve her geçen gün kendisini geliştirmeye devam ederse hem kendisindeki hem de takımdaki potansiyeli zirveye çıkartacaktır.Yani Kuyt Fenerbahçe için büyük bir şanstır,fırsattır.Ondan en iyi şekilde yararlanmak gerekir.Tabi bunun yapılması için direksiyonda bulunması gereken bir numaralı adam Aykut Kocaman'dır.Biraz hayalci olduğumu düşünebilirsiniz, ama neden olmasın.

17 Ağustos 2012 Cuma

Süper Lig başlıyor !

Spor Toto Süper Lig'de 96 günlük hasret son buluyor.55. sezon bu akşam Eskişehirspor-Akhisar Belediyespor karşılaşmasıyla start alıyor.Hızlandırılmış kurs tadında geçen 54. sezonun ardından, bu sene için umutlarımız çok farklı.Genel olarak futbolun konuşulduğu ve fair-play'in ön planda olduğu bir sezon diliyoruz her zaman ki gibi.Ancak bunu dilemek değil, uygulamak gerek.Süper Lig bu akşam başlıyor, kendime göre öne çıkan ve sürpriz yapabilecek takımları yazdım.Umarım beğenirsiniz.

Öne çıkanlar: Galatasaray ve Fenerbahçe

Her sezon olduğu gibi bu sezonda öne çıkan 2 takım yine Galatasaray ve Fenerbahçe oldu.Yaptıkları transferlerle zirvenin en kuvvetli adayları olduğunu kanıtladı iki takımda.Fakat bu sezonun özelliği bu iki güçlü ekibe diş geçirebilecek takımların bulunmaması.Tabi ki sürprizler yaşanabilir, bunlar futbolun güzellikleridir.Ancak ekstrem durumlar yaşanmadığı sürece bu iki takım zirvede yalnız kalacaktır.

Son şampiyon Galatasaray, sezonun bitmesiyle birlikte transfer çalışmalarına başlamıştı.Ama geciken transferler taraftarı umutsuzluğa sokmuştu.Basında konuşulan ve yazılan isimlerin transferinin gecikmesi taraftarları çileden çıkarmak üzereydi ki; 1-2 gün içinde Galatasaray bombaları üst üste patlattı.Burak,Hamit ve Amrabat'ın transferlerini bitiren Sarı-Kırmızılılar, taraftara sabrının karşılığını en iyi şekilde vermişti.Transfer döneminin henüz başında takıma katılan Dany ve Toulouse'dan 1 yıllığına kiralanan Umut'ta Galatasaray'ın yeni oyuncuları arasında yer alıyor.Son olarak da bütün transfer dönemini meşgul eden Melo transferini noktalayan Sarı-Kırmızılılar şu an için transferi bitirmiş gözüküyor.Fakat Galatasaray'da transfer bitmez diyor yöneticiler.Medyada dönen Kaka ismi şüphesiz tüm Galatasaraylıları heyecanlandırmıştır.Ancak bana soracak olursanız Fatih hocanın dediği gibi transferler maç kazandırmaz.Selçuk yine bu takımın maestrosu olacaktır.

Sezona geçtiğimiz Pazar günü oynanan Süper Kupa maçıyla başlayan Galatasaray ezeli rakibi Fenerbahçe'yi 3-2 mağlup ederek kupayı kazanmıştı.Bu kupayı kazanmak takıma moral-motivasyon kazandırırken aynı zamanda rakiplerine de göz dağı vermiş oldular.Pazartesi günü Türk Telekom Arena'da taraftarının önünde ligin yeni ekibi Kasımpaşa ile 2012-2013 sezonuna başlayacak Galatasaray.

Geçtiğimiz sezon zor bir süreçten geçen fakat buna rağmen zirve yarışından kopmayan Fenerbahçe ise tıpkı ezeli rakibi Galatasaray gibi lige flaş transferlerle başlıyor.İlk olarak Bucaspor'dan genç Salih Uçan'ı kadrosuna katan Sarı-Lacivertliler ardından Liverpool'un Hollandalı yıldızı Dirk Kuyt'ı transfer etti.Sonrasında Ziegler'den boşalan sol bek mevkine Kayserispor'daki başarılı performansının ardından A Milli Takıma kadar yükselen Hasan Ali Kaldırım'ı takviye eden Fenerbahçe, transfer dönemini başından beri adı Sarı-Lacivertli ekiple anılan Mehmet Topal'ı da kadrosuna dahil etti.Beşiktaş'tan alacaklarını bırakarak ayrılan Egemen'i de transfer eden Fenerbahçe, 2 sezondur peşinde olduğu Krasic'i de geçtiğimiz günlerde Juventus'tan koparmayı başardı.Son olarak geçtiğimiz 2 sezonda savunmanın önemli parçasını oluşturan Yobo'yla da anlaşan Sarı-Lacivertli ekip şu an için transfere noktayı koymuş gibi duruyor.Ama bana sorarsanız takımı hücuma taşıyan yırtıcı bir orta saha transferi gerekiyor.

Sezona Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı iki Vaslui maçıyla başlayan Fenerbahçe, sahasında 1-1 berabere kaldığı maçın rövanşında Romen ekibini 4-1'le geçti ve bir sonraki turda güçlü Rus ekibi Spartak Moskova ile eşleşti.İki Vaslui maçının ardından Süper Kupa'da ezeli rakibi Galatasaray'a kötü bir oyunla 3-2 yenilen Sarı-Lacivertliler lige İzmir'de start veriyor.Elazığspor'la yarın 21.45'te İzmir'de karşılaşacak Fenerbahçe.

Kapalı kutular: Beşiktaş ve Trabzonspor

Büyük bir mali kriz içinde olan Beşiktaş, diğer rakiplerinin bir adım gerisinde kalmış gözükse de bence bu durunu kendi yararına dönüştürebilecek güçte gözüküyorlar.Tam anlamıyla kapalı kutu olarak gözüküyor Beşiktaş.Yani bana soracak olursanız ligin ilk iki haftası Beşiktaş'ın bu sezon için lig haritasını bize ve Beşiktaş taraftarına gösterecektir.İlk hafta İstanbul BB ile lig maratonuna başlayacak olan Siyah-Beyazlılar, ikinci hafta İnönü'de ezeli rakibi Galatasaray'ı ağırlayacak.Samet hoca ve talebelerinin önünde iki önemli lig sınavı var.Henüz bunu söylemek için erken ama bana soracak olursanız bu iki maç bize bu sezon nasıl bir Beşiktaş izleyeceğimizi gösterecek.

Oğuzhan Özyakup,Mehmet Akgün,Olcay Şahan,Uğur Boral,Julien Escude,Allan McGregor ve son olarak Batuhan Karadeniz Siyah-Beyazlıların bu sezon transfer ettiği isimler.Fernandes'i elinde tutan ve ona büyük umut bağlayan Beşiktaş, üzerinde baskı olmadan yeni bir sezona başlıyor bence.Bunu kendi lehine çevirebilirse Beşiktaş ligde başarı onlar için hayal değil.


Karadeniz ekibi ise yıldızları ve golcüleri olan Burak Yılmaz'ı kaybettiler.Onun yokluğunu henüz doldurabilmiş değiller.Fakat deneyimli teknik adam Şenol Güneş yönetiminde yine yukarıyı zorlayabilirler.Kadro kalitesi bakımından geçtiğimiz sezonların çok altına düşen Trabzonspor bu sezon bir sürprizin peşinde koşacaktır.Bence Beşiktaş'tan sonra bir kapalı kutuda Bordo-Mavililer.Burak Yılmaz'ın yokluğunda gol yollarında sıkıntı yaşayacakları muhtemel gibi duruyor.Hücumda sürpriz bir adam çıkartabilirlerse başarılı bir sezon geçebilir.Yasin Öztekin,Emre Güral,Souleymane Bamba ve Soner Aydoğdu'yu kadrosuna katan Trabzonspor, son olarak bir golcü transferi peşinde.Takımın en büyük silahı ise 5 sezondur kulüpte bulunan Colman.

Kısa bir 4 büyükler değerlendirmesi tadında oldu ancak ilerleyen günlerde diğer ekipleri de değerlendireceğim.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Galatasaray 3-Fenerbahçe 2

Yeni transferler,yeni bir heyecan ve sezona güzel başlamayı sağlayacak bir kupa vardı iki takımında önünde.Kupanın da önünde kazanan sezon başında rakibi karşısında psikolojik olarak bir adım öne geçecekti.Büyük heyecana sahne olan maçı son dakika penaltısıyla lig şampiyonu Galatasaray 3-2 kazandı ve süper kupayı müzesine götürdü.Kupa galibiyetinden de önemli çıkarılacak dersler var bence iki takım için de.

İlk olarak kazanan tarafın doğrularını ve yanlışlarını masaya yatıralım.Galatasaray, baştan sona oyun hakimiyetini neredeyse hiç rakibine kaptırmadı.Bunu yaparken de hiçbir zaman geriye yaslanmadı.10 kişi kaldıktan sonra bile arkaya yaslanmayan Sarı-Kırmızılıların bu ısrarı onlara kupayı getiren en önemli etken oldu.Ayrıca 10 kişi kaldıktan sonra Fatih hocanın yaptığı değişiklikler karşılaşmanın kaderine neredeyse direk olarak etki etti.Örneğin Amrabat hamlesi çok kötü bir maç geçiren Fenerbahçe savunmasının yıpranmasını hatta parçalanmasını sağladı.Genel olarak baktığımızda Galatasaray doğru işler yaparak kupaya uzandı.Daha çok hakkeden ve isteyen taraf onlardı.Ama eğer Galatasaray kupayı kazanamasaydı, bunun faturası kuşkusuz bencilce davranan Engin'e kesilecekti.

Galatasaray için günün 2 yıldızı şüphesiz 2 gol atan ve hücum presiyle Fenerbahçe savunmasının topu rahatça orta sahaya çıkarmamasını sağlayan Umut ve takımın maestrosu Selçuk'tu.Umut'un attığı iki golünde servisini Selçuk'un yaptığını unutmayalım ama.İki takım arasındaki önemli farklardan biriside bu bence.Dün akşam fark yaratan oyuncu Selçuk oldu.Galatasaray'ın maestrosu olmayan Fenerbahçe orta sahasına karşı çok rahat bir maç çıkardı bence ve takımının kupaya uzanmasında Umut'la beraber aslan payını bölüştü.

Gelelim kaybeden tarafa.Tabi doğal olarak Fenerbahçe'nin yanlışları doğrularından fazla ki kupayı kaybetmiş.Bir numaralı hata şudur benim gözümde Fenerbahçe zaman içinde öyle bir takım haline geldi ki günlük performanslara bağlı bir takım profili oluşturdular.Örneğin Caner,Topuz,Stoch,Baroni,Bekir gibi direk 11 oynayan oyuncuların günlük performansı kötüyse Fenerbahçe'nin de oyunu bununla doğru orantılı olarak düşüyor.Mesela dün Bekir bana Bilica'yı anımsattı.Umut ve Elmander'i çok rahat kaçırdı ve bunun sonucunda da Galatasaray bir çok kez golle burun buruna geldi.İlk yaptığı geri pas hatası bir yana Galatasaray'ın 2. golünde Umut'un Bekir'in yanından hiç bir baskı altında kalmadan kolayca sıyrılması bir yana.Herksin olduğu gibi benimde gözüme çarpan ikinci yanlış şeffaf orta saha yapısı.Şimdi Fenerbahçe orta sahasında oynayan iki oyuncu Mehmet Topal ve Cristian Baroni.Topu hücum bölgesine taşımak isteyen takımın savunma oyuncuları topu orta saha oyuncularına vermek durumunda fakat orta saha oyuncuları aldıkları topları dikine oynamak yerine kaleciye geri dönmeyi tercih ettiler.Bunun sonucunda Galatasaray'ın önde baskı Fenerbahçe'yi uzun top oynamaya zorladı ve bu taktik başarılı oldu.Peki buna çözüm olarak ne yapılabilir?Dünkü maç bize gösterdi ki Fenerbahçe'nin kesinlikle orta sahaya bir maestro transfer etmesi lazım.Çünkü Baroni ve Topal arkası dönük oynayamayan ve baskıyı görünce hemen geri dönen göbek oyuncuları.Ancak Fenerbahçe'nin buna ihtiyacı yok, dikine oynayan orta sahaya ihtiyacı var.

Fenerbahçe orta sahasının ikinci hatasıysa takım hücumdayken dönen topları ya çok ileride oldukları için karşılayamıyorlar  yada karşıladıkları zaman stoperlerin arasına gömülerek rakip takıma daha rahat hareket şansı veriyorlar.Halbuki önde baskı yapıp hareket ve pas alanını daralttığınız zaman rahat top çevirmelerini engellemiş olursunuz.Benim gözümde dün akşam Fenerbahçe'nin sahada iki tane yaşlarına bakmadan canla başla mücadele eden futbolcusu vardı.Bu iki oyuncu tahmin edebileceğiniz üzere Sarı-Lacivertlilerin iki golünde imzası bulunan Kuyt ve Alex.Hani derler ya yüreğiyle oynamak diye işte Kuyt aynen dedikleri gibi yüreğiyle oynuyor çubuklu forma için.Alex konusuna girmeye gerek yok.Bence Fenerbahçe tarihinin en değerli futbolcusudur, Lefter'den sonra.Tabi Fenerbahçeliler kupadaki 11'in ideal 11 dışında bir 11 olduğunu da unutmasınlar.Yani savunmadaki zaaflar Yobo ve Gökhan gelince bence kesinlikle kapatılacaktır.Kalede Volkan'ın olması büyük bir güven sağlıyor Fenerbahçe'ye.Onun maçın başında sakatlanması da maçın kaderine etki etti oldukça.Savunma ve gol yollarında sorunu yok Sarı-Lacivertlilerin bence.Tek sorun orta sahada oyunu yönlendirebilecek, hızlı bir maestronun olmaması.

Sonuç olarak bu maç resmi bir hazırlık maçı tadında geçti.Ama sonunda kupayı kazanan taraf Galatasaray oldu.Tebrikler Galatasaray!


11 Ağustos 2012 Cumartesi

Futbolda gerçekçi olmak


Futbolda gerçekçi olmak her baba yiğidin harcı değildir.Çünkü bu oyunun esas sahibi olan taraftarları memnun etmek için gerçekler tam olarak yansıtılmaz ve eğer taraftarı memnun edemezsiniz bu oyunun içinde daha fazla barınamazsınız.Fakat geçtiğimiz günlerde Liverpool kaptanı Steven Gerrard'ın yaptığı açıklama futbolda gerçekçi olmak kavramını tam olarak anlatıyordu.Deneyimli yıldız gelecek sezonu ilk 4 içinde bitirerek Şampiyonlar Ligi vizesini alacaklarını söyledi.Kaptanının gerekçesini belirttiği cümleyse tam olarak şöyle:"Bir takımın bir sezonda 8. sıradan ilk sıraya tırmanabileceğini düşünmüyorum.Ligi ilk 4 içinde bitireceğimizi düşünüyorum."

Liverpool gibi dünya çapında tanınan ve önemli futbolcuları bünyesinde barındıran bir kulübün kaptanı kendi öz eleştirisini bu kadar net ve açık bir şekilde belirtebiliyor.Kaptanının blöf yapıp yapmadığını bilmek mümkün değil.Fakat gerçekçi bir bakış açısıyla dediğini doğrulamak mümkün.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Vaslui 1-Fenerbahçe 4

Kadıköy'de 1-1 biten ilk maçın ardından yazdığım yazımda belirtmiştim.Eğer Fenerbahçe kendi oyununu istediği gibi sahaya yansıtmayı başarırsa Vaslui'yi parçalar demiştim.Nitekim maça iyi başlayan taraf Sarı-Lacivertliler oldu ve bu güzel oyunu çok gecikmeden bir golle taçlandırdı.Ancak 3 dakika sonra kötü bir savunma hatası sonucunda golü kalesinde gören Fenerbahçe, moral motivasyon anlamında oyundan düştü.

1-1 olduktan sonra oyunun kontrolünü ele geçiren taraf ev sahibi Vaslui oldu.Baskıya cevap vermeye çalışan Sarı-Lacivertliler zaman zaman bunda başarılı olsalar da kalesinde bir kaç tehlikeli pozisyon gördü.Volkan'ın yaptığı 2 önemli kurtarışla ilk yarı beraberlikle sonuçlandı.Henüz ikinci devrenin başında Rus hakemden ilginç bir penaltı kararı geldi Vaslui lehine.Bana soracak olursanız penaltı değil.İşte maçın kırılma anıda bu penaltı oldu.Eğer N'Doye bu penatıyı gole çevirebilseydi belki de Fenerbahçe'nin tüm direnci çözülecekti ve tur Romen ekibinin olacaktı.Fakat Volkan yaptığı kurtarışla takımını yeniden ayağa kaldırdı ve ölü toprağını üzerinden atmasını sağladı.Penaltıdan sonra kendine gelen Fenerbahçe, oyun kontrolünü her geçen dakika eline geçirmeye başladı ve golün gelebileceğinin bize hissettirdi.Beklediğimiz ve dilediğimiz gol 70. dakikada Kuyt'tan geliyordu.Sonrasında Kuyt'la bir gol daha bulan Fenerbahçe artık turu garantilemişti.Geceye son noktayı ise müthiş füzesiyle ağları sarsan Senegalli yıldız Moussa Sow koydu.

Fenerbahçe için dün gecenin kilit adamlarını belirlemek gerekirse şu 3 adam bence diğerlerinden biraz daha önde duruyor: Volkan,Kuyt ve Gökhan.Önemli kurtarışlarla takımını oyunda tutan ve kurtardığı penaltıyla takımını ayağa kaldıran Volkan kuşkusuz Fenerbahçe için gecenin kahramanı oldu.2 golle Fenerbahçe'ye turu getiren Hollandalı yıldız Dirk Kuyt ise gecenin bir başka kahramanı.Sadece attığı 2 golle değil, gösterdiği mücadele ve orta sahaya yaptığı yardımda onu dün gece öne çıkaran başka özellikleri.Gökhan ise dün gece kendini bize hatırlattı.2 sezon önce müthiş bir performansla hepimizin ayakta alkışladığı ama geçen sezon bir form düşüklüğü yaşayan Gökhan, dün gece formundaydı.2 asistinin yanı sıra savunmada da önemli bir mücadele veren Gökhan, Sarı-Lacivertliler için günün kahramanlarından biriydi.

Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne kalması için geçmesi gereken sadece bir rakip kaldı.Sarı-Lacivertlilerin play-off turundaki muhtemel rakipleri ise şöyle: Dinamo Kiev,Braga,Panathinaikos,Kopenhag ve Spartak Moskova.Benim fikrim şudur: Eğer Şampiyonlar Ligi gibi Avrupa'nın en iyilerinin olduğu yerde olmak istiyorsan buradaki 5 takımı da rahatlıkla geçmen lazım.Ama kolay kura olarak Panathinaikos'u görebiliriz.Fakat söylediğim gibi Şampiyonlar Ligi'nde devler arasında mücadele etmek isteyen bir takımın buraları rakip tanımadan geçmesi gerekir diye düşünüyorum.