20 Mart 2015 Cuma

Röportaj: Onur Tuğrul


Blogu daha önce okuyanlar, blogu açma amacımı ve gelecek planlarımı az çok bilirler. Bilmeyenler için de kısaca açıklayayım: Spor medyasında bulunmak. Spor haberciliği denince akla gelen en önemli kanallardan birisi olan Ntv Spor'un genç ve başarılı muhabiri Onur Tuğrul ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Benim için çok özel ve faydalı bir buluşma oldu. Hayallerimi süsleyen Ntv Spor'u da ziyaret etme şansı da buldum. Umarım siz de okurken keyif alırsınız, iyi okumalar.

-Merhaba.
+Merhaba.

-İlk olarak geçmişinizle başlamak istiyorum. Zaten bu konu hakkında internet ortamında pek fazla bilgi yok. Hayatınızdan bahsederek başlayalım.
+1987 İstanbul doğumluyum, Pendik'te doğdum, büyüdüm. Liseyi Maltepe Anadolu Lisesi'nde okudum, sonrasında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'ni bitirdim. Doğuş Yayın Grubu'ndaki 6.senemdeyim.

-NTV'ye giriş hikayenizi anlatır mısınız?
+Aynı üniversiteden bir arkadaşım var, Berk Göl. O da şu an burada çalışıyor, hikayenin sonundan spoiler vereyim. O spor hastası, NBA hastası hatta. O zaman öyleydi gerçi şimdi işi dolayısıyla pek zamanı kalmıyor. Ben de kültür-sanat kısmına hevesliyim. Üniversitenin de sondan bir önceki senesi. İşte sürekli olarak Murat Kosova ve Kaan Kural'ın programı ne kadar güzel diye onlardan bahsediyor. Ben de Yekta Kopan, Okan Bayülgen vs. NTV'de yaptığı kültür-sanat programlarından konuşuyorum. Oldukça entelektüel seviyesi yüksek bir marka olarak gözüküyor bize NTV, ki gerçekten öyle. Biz de dedik ki "Ya gidelim konuşalım, bizden iyisini mi bulacaklar?". O da aynı şekilde gaza geldi, ben de gaza geldim. Birbirimizi gaza getirdik. Dedik ki o zaman sabah 10'da buluşalım Mecidiyeköy'de. O okuldan gelecekti, CV'leri çıkarttı. Siyah gömlek, kot pantolon, tabi o zamanlar takım elbise kullanmıyoruz, öyle bir ihtiyacımız yok. Neyse atladık, Maslak'taki eski NTV binasına gittik. Şirketin kapısından girdik, turnikelerin oradan geçemedik tabi ki. Güvenlik "Nereye gidiyorsunuz siz?" dedi, bizde insan kaynaklarıyla görüşmek istediğimizi söyledik. "Randevunuz var mı?" dedi, tabi ki randevumuz yok, e o zaman giremezsiniz dedi ve almadı bizi içeri. Bizde, abi görüşmemiz lazım işte böyle bir durum var, diye olayı anlattık. Durun tamam ben bir insan kaynaklarını arayayım dedi. Aradı, şu an müsait değillermiş, biraz bekleyin isterseniz dediler. Biz zaten sırt çantalarımızla gelmişiz beklemeye hazır bir şekilde, iyi dedik bekleyelim.

Aradan bir saat geçti, toplantıya girdiler, bir saat daha geçti, yemeğe gittiler, yeniden toplantıya girdiler. Bizi atlatıyorlar yani. Çünkü belki de başlarına sürekli böyle şeyler geliyor. Biz sabah 11'den akşam 6'ya kadar bekledik neredeyse, mesai çıkışına kadar bekledik. En sonunda dediler ki, tamam insan kaynaklarından birisiyle görüştüreceğiz sizi. Ne istiyorsunuz diye sordular, biz de burada staj yapmak istiyoruz dedik. Kaç kişiniz? İki kişiyiz. Sadece kendiniz için mi istiyorsunuz? Evet. Tamam, size bir mail adresi vereceğiz, ama bu adresi kimseye vermeyin. Tamam dedik ancak mail adresi çok genel duruyordu. Havuz mailiydi. Yani bizi atlattılar.

Biz de oraya CV'mizi attık ama pek umudumuz yok. Sonra farklı bir fikir düşünmeye başladık stajı almak için. 1-2 gün düşündük taşındık, dedik ki bir blog açalım ve buraya NTV bizi niye alsın, biz NTV'yi neden tercih ediyoruz hakkında yazılar yazalım. Blogu açtık, birer ikişer yazılar da yazdık. Blogun adı da ntvbizialsin.blogspot.com. O blog şu an aktif olarak duruyor. O blogu da mail adresine gönderdik. Biz geçen gün kapının önünde akşama kadar bekleyen çocuklarız, CV'mizi de atmıştık, böyle bir blog da yazıyoruz, takip ederseniz seviniriz dedik. Takip etmişler, sağ olsunlar. 3 gün sonra da maille çağırdılar bizi mülakat için. Ondan 1 hafta sonra da staj görüşmesine gittik. 30 kişi kadar bir kalabalık vardı orada da. Beklerken insan kaynaklarından birisi gelip, 30 kişinin içinde, Onur ve Berk kim dedi. Onlar öyle deyince bizim öz güvenimiz de tavan yaptı zaten. Mülakat da çok güzel geçti, 1 hafta sonrasında staja kabul edildik. Ben kültür-sanata, Berk'te spora.

Biz staja kabul edildik ancak stajlarımız başlamadan bize dediler ki tam 2 kişinin yapabileceği kurumsal iletişimde bir pozisyon boşaldı, çalışmak ister misiniz? Staj değil, direkt iş imkanı verdiler yani. Tabi ki kabul ederiz dedik biz de, öğrenciyiz zaten. Bu şekilde NTV'ye girmiş olduk, 6 sene önceki hikaye bu.

-Gerçekten etkileyici bir hikaye. Sonrasında Ntv Spor'a geçişiniz nasıl oldu?
+İlk olarak seyirci telefonlarına bakıyorduk, izleyici maillerine cevap veriyorduk, hatta hala şu dizi başlıyor mu diye mailler geliyor bana. (Gülüyoruz.) Bir sene bu işi yaptım, okuldan ötürü akşam çalıştım. Mezun olduktan sonra gündüz çalışmaya başladım. Cnbc-e'de kurumsal iletişimde çalıştım, bir süre sonra sen Ntv Spor'un kurumsal iletişimini yaparsın dediler oraya geçtim. Orada işin tanımı sürekli değişti, kurumsal iletişim, marka iletişim oldu, basınla iletişim oldu. En son sponsorluklarla ilgileniyordum, mesela bir etkinlik oluyor, orada Ntv Spor markasını görüyorsunuz ya, onlarla ben ilgileniyordum o zamanlar.

3 Temmuz döneminde işler o kadar yoğundu ki muhabir yetmiyordu. Kurumsal iletişimde çalıştığım dönem ben de birkaç muhabirlik deneyimi yaşadım. Misal Edgar Davids ve Luis Figo'yla röportaj yaptım, Chelsea başkanı Bruce Buck'la röportaj yaptım. Böyle birkaç işin ardından Ercan Taner'le birlikte okuma çalışmaları yapmaya başladık. Zaten benimde haber seslendirme, dublaja  hevesim vardı önceden. 1-2 kez beraber çalıştık, ben okudum işte o da bana güzel tüyolar verdi. Bir kitap önerdi, onu okudum, sonra tekrar çalıştık. Bir süre sonra Ercan Abi dedi ki sana bir radyo programı yaptıralım. Ntv Spor Radyo vardı o zaman, bana bir proje bul getir, bu programı yapalım dedi. Tamam dedim, sonra yine yakın arkadaşım olan Berk'le görüştüm, dedim ki böyle bir proje var, seninle yapmak istiyorum bu işi. Konuşmanın akşamında Berk'le buluştuk, bir proje metni hazırladık. Sosyal medya-Spor Online gibi bir şeydi. Sosyal medya üzerinden aktif olan bir radyo  programı yaptık. Ercan Abi de beğendi, başladık. Yaklaşık 2-3 ay kadar sürdü program. Sonra program devam etmedi, edemedi, çeşitli sebeplerden ötürü. Zaten sonra radyo kapandı.

Bu arada benim kurumsal iletişimdeki görevim hala devam ediyor. Bir sabah Fuat Abi(Akdağ) Spor Servisi yayınına gidiyor, benim masamın yanından geçerken ben de, "Abi, iyi yayınlar!" dedim, bir dakika gel dedi. Ne oldu abi dedim, seni haber masasına alıp muhabir yapmayı düşünüyorum dedi. Şimdi tamamen farklı bir branş, ben iletişim,işletme okudum o yüzden kurumsal iletişim bana çok yabancı değil. Fakat haber tarafı, muhabirlik, o dönem ufak ufak yapmama rağmen alışkın olduğum bir şey değil. Sağ olsunlar beğenmişler muhabirlik performansımı, böyle bir teklif sundular. Ben de tamam dedim abi sana 1 saat içinde haber vereceğim. Teklifi kabul ettim, böylece bu maceraya başlamış oldum. Yaklaşık 3 senedir muhabirlik yapıyorum, iki senedir joker muhabirlik yapıyordum, bu senenin başından itibaren de Fenerbahçe muhabirliği.

-Ciddi anlamda ilham verici bir hikayeniz var. Bu arada Ntvspor.net'te birkaç yazınız var?
+Onlar hep muhabirlik dönemi sonrası yazdığım yazılar.

-Spora hiç ilginiz yok muydu?
+Tabi ki vardı. İşte spor, müzik, tiyatro, sinema bunlar esas ilgi alanlarım. Spora da her zaman çok ilgiliydim ama yapmak istediğim iş öncelikli olarak sanat alanındaydı. Hala müzisyenlik yapıyorum zaten. Yola çıkarken ilk hedefim kültür-sanattı fakat şu an işimi çok seviyorum yani hiçbir şikayetim yok. Spor, özellikle de futbol gece gündüz takip ettiğim bir alandı zaten her zaman.

-Daha önce hiç spor yaptınız mı?
+Normal futbol oynadım herkes gibi. Lisede basketbol takımına sadece boyum uzun diye aldılar, rezalet bir deneyimdi. Sonra zaten hemen çıktım, beni 2 ders boyunca pivot hareketlerine çalıştırdılar. Abi bunları nasıl kullanacağız maçta dedim, kullanamadık zaten. Ben de çıktım takımdan. İzlemeyi daha çok severim, futbol konusunda iyiydim gerçi. Öyle diyorlardı en azından ama bir yere varmadı tabi.

-Bu soruyla beraber sizin mevcut işiniz hakkında birkaç soru sormaya başlayacağım. Fenerbahçe muhabirliği, sürekli takımla birlikte olmak, bu camiayla yatıp bu camiayla kalkıyorsunuz, adeta bir taraftar gibi. Nasıl bir duygu bu?
+Takımda neler oluyor, kim ne zaman sakatlanmıştı, kim ne zaman oynadı, onların hepsine hakim oluyorsun. Şimdi bana deseler ki abi yayında bir boşluk var, çık yarım saat sadece Fenerbahçe'yi anlat, çok rahat anlatırım. Çünkü sürekli takımla birliktesin, hayatının odağında sürekli Fenerbahçe var. Özellikle derbilerden önce işte kim oynayacak kim oynamayacak, Caner var mı Emenike var mı, gece rüyanda bile Caner'i Emenike'yi görüyorsun.(Gülüyoruz.) Bir konuya hakim olmak, uzmanlaşmaya çalışmak çok büyük avantaj. Joker muhabirliği yaparken o daha düzensiz bir işti, çünkü ne zaman ne çıkacağı belli olmuyor. Şimdi en azından biliyorum ki Fenerbahçe'nin maçı Pazar günü, ben 1 gün öncesinden deplasmana gideceğim ya da sonraki hafta derbi var. O yüzden bu hafta çok fazla dışarı çıkmayayım, evde oturayım, biraz daha çalışayım, şunları arayayım. Sürekli böyle bir plan yapıyorsun ve bu işin izni yok. Özellikle takım muhabirliği yapıyorsan her gün televizyonda haber olmak zorunda. Kulüp devam ettikçe, kanal devam ettikçe bu haberler olmak zorunda ve bunu sen yapmak zorundasın. Başkasından değil, senden bekliyorlar. Sabah bir haber yapacaksın, akşama bir haber yapacaksın, en azından sakatların durumu ne onları yazacaksın; ki Fenerbahçe çok hareketli bir camia.


-Evet, Fenerbahçe olması da en zoru aslında.
+Fenerbahçe sanırım en zoru. Tüm takımların muhabirliğini yaptım ve Fenerbahçe biraz daha kapalı bir camia. O yüzden diğerlerine göre zorluk seviyesi biraz daha yüksek diyebilirim.

-Peki habere nasıl ulaşıyorsunuz? Atıyorum kulübün iletişim sorumlusundan mı alıyorsunuz tüm haberleri? Başka kaynaklarınız var mı?
+Çok basit haberlerde kulübün iletişim sorumlusuyla iletişime geçiyorsun. İşte antrenman ne zaman ya da takım kaçta deplasmana gidecek, oyuncunun sakatlığı ne durumda gibi bilgileri onlar veriyorlar. Kulübün basın sorumlusundan tüm bunları öğrenebiliyoruz ama transfer döneminde hiç öyle değil. Transfer döneminde herhangi bir haberi kulüpten almaya imkan yok. Resmi olarak açıklanmadığı sürece tabi. Oyuncunun menajerini bulman lazım, bazen babasını ya da takım arkadaşını buluyorsun, onunla bu şekilde iletişime geçiyorsun. Yurt dışından bir kaynak bulmak ise daha zor. Mesela bu yaz Dzeko mevzusunda Manchester City başkanına kadar aradım yani, öyle söyleyeyim.(Gülüyoruz.) Sürekli bu tarz birilerini bulman gerek ve özellikle Ntv Spor'da tamamen doğrulatmadan hiçbir haberi veremezsin. Hem kurumun imajı açısından hem de kendi imajın açısından çok önemli. Çünkü, benim gördüğüm kadarıyla, insanlar Ntv Spor haberi verdiyse doğrudur, vermediyse henüz bitmemiş ya da hiç böyle bir şey yoktur diyorlar. Haberi tam doğrulatmak için de birçok kaynağı arayıp teyit ettirmen lazım. O nedenle hiçbir zaman tek bir kaynaktan hareketle bir şeyler yazamıyorsun.


-Ben de aktüel bir spor takipçisi olarak bu konular hakkında en güvendiğim kaynağın Ntv Spor olduğunu söylemeliyim. Başka bir kaynakta gördüğüm haberi sizde göremezsem görene kadar bekliyorum.
+Dedikodu haberi de hemen veremiyorsun çünkü Fenerbahçe'yle bir sürü oyuncunun ismi anılıyor. Onunla ilgili ciddi bir bilgimiz yoksa onu yazmıyoruz, Fenerbahçe şununla ilgileniyor diye. Biz yazıyorsak gerçekten ilgilenmişler demektir.

-O zaman Dzeko'yla ilgilendi mi Fenerbahçe?
+Belli bir zaman kulüp araştırmış fakat teklif yapmadan bu konu kapatılmış.

-Biraz Fenerbahçe'yle bağlantılı olarak ülke futboluna gelelim istiyorum. Futbolumuzun geleceği parlak mı? Futbolumuzu yönetenler hakkında ne düşünüyorsunuz?
+Bence günlük değişiyor bu sorunun cevabı. İşte 2000'lerde de çok farklı yönetilmiyordu futbolumuz ama o zaman çok iyi jenerasyon yakalandı, Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası'nda başarılar, UEFA Kupası ve Süper Kupa zaferleri. O zamanlarda da şimdikinden farklı yönetildiğini düşünmüyorum. Biraz tesadüfi gidiyoruz ülke futbolu olarak, bu işin sistematiğini biraz oturtabilirsek iyi yerlere gelebiliriz. Çünkü insan kaynağımız özellikle bu işe hevesimiz çok iyi durumda. Ülke olarak sporu seviyoruz, daha iyi günler bizi bekliyor bence. Karamsar değilim bu konuda. Herkes biraz daha elini taşın altına koymaya çalışıyor diye düşünüyorum.

-Peki Fenerbahçe muhabiri olarak takımın geleceğini nasıl görüyorsunuz? 4. yıldızın alınamaması durumunda neler olabilir? Özellikle Galatasaray'a kaptırılması durumunda?
+Fenerbahçe 2 kez son dakikada şampiyonluğu kaybetti, 4-5 gün konuştuk bitti. Ondan bir sonraki sezon yine şampiyonluğa oynadı Fenerbahçe. O yüzden Fenerbahçe bu sezon şampiyonluğu kaybedebilir, kazanabilir ama seneye yine biliyoruz ki şampiyonluğa oynayacak. Tüm büyük takımlar gibi.

-Bu arada sizce 4. yıldızın önemi nedir?
+Bence biraz sembolik, hatta bir pazarlama aracı 4. yıldız. Tabi ki Fenerbahçe de Galatasaray da önce takmak istiyorlar evet, oldukça ciddi bir yarış ama takamayan takım için dünyanın sonu olmayacak. Önümüzdeki sezon Fenerbahçe, Avrupa'ya dönecek, o zaman takımın seviyesi biraz daha yükselecek. Artık Fenerbahçe'yi her türlü daha güzel günlerin beklediğini düşünüyorum çünkü kulüp tarihinin en zor dönemleri geride kaldı. Daha iyiye gideceğinden eminim.

-Evet, Fenerbahçe hakkındaki soruları tamamladık. Şimdi biraz mesleğiniz dışında günlük hayatınızdan bahsetmek istiyorum. Mesela müziğe olan ilginizden başlayalım. Gitar çaldığınızı biliyorum, sosyal medya hesabınızdan. Bu konuyu biraz açabilirsiniz.
+Sanatla her zaman ilgilendim, ilkokuldan üniversiteye kadar tiyatroyla ilgilendim. Ortaokulda bir ara resme merak sardım, kara kalem resim kursları aldım. Hatta tiyatroda biraz daha ileri gitme düşüncem de vardı fakat o zaman müzik daha ağır bastı. Üniversiteden itibaren müzik işine ağırlık verdim. Asit diye bir grubumuz var, hareketlendirmeye çalışıyoruz. Beste grubu, dinleyebilirler internetten, kendi şarkılarımızı yapıyoruz. Ben o grupta bas gitar çalıyorum. Sonra şirkette bizim İsmail Şenol'un sesi çok güzeldir ve sahnesi de iyidir. Bir grup kurduk, yeni bas gitara başlamış bir arkadaşımız vardı o zaman, o bas çalsın diye ben elektro gitar dersi de almıştım, ben de onu çalmaya başladım. Bu arada evde 6 tane gitar var. Bas gitar, klasik gitar, elektro gitar, akustik hepsinden var. Evde sürekli elimde gitar, bir yandan da telefonla birilerini arıyorum, haber almaya çalışıyorum, öyle bir durumdayım.(Gülüyoruz.)

-Yoğun bir iş hayatınız var ancak hobileriniz vardır mutlaka. Hobileriniz nelerdir?
+Olabildiğince konserleri takip etmeye çalışıyorum, kurumsal iletişimdeyken daha rahat oluyordu çünkü bir düzenim vardı. Şimdi gece Spor Gecesi'ne bağlantı oluyor, gündüz bağlantı oluyor, sinemaya gitmek bile benim için çok zor. Bu yüzden filmleri daha çok evde izlemeyi tercih ediyorum. Tiyatroya gitmek de çok zor, tiyatroya girmeden önce kanalı mutlaka arıyorum, ben şimdi tiyatroya gireceğim, telefonumu sessize alıyorum sadece titreşimi açık. Çok acil bir şey olursa arayın beni yoksa hani son durum budur diye önceden haberi giriyorum. Tiyatro ya da sinemaya girmeden tüm bu işleri halletmeye çalışıyorum ki sadece acil durumlarda harekete geçeyim diye. Birkaç sefer de sinemadan çıkmışlığım vardır. Fakat en belirgin hobim müzik. Hatta yaz iznimi Belçika'daki Rock Werchter Festivali'nde kullanmak istiyorum. Uçak biletimi de aldım, inşallah hiçbir şeye denk gelmeyecek, tam ligle kamp arasındaki takvimde gidebilirim diye umuyorum. Transferle ilgili bir durum olursa tabi ki iş daha önemli, iptal de edebilirim. Bir risk aldım bakalım.(Gülüyoruz.)

-Tabi sizin işinizde bir plan yapmak her zaman risk.
+Mesela 2 gün sonra en yakın arkadaşının doğum günü var, gidecek misin deseler, kesin cevap veremem.

-Çok enteresan, güzel bir hayat aslında ama içinde bulunduğunuz düzensizlik de rahatsızlık verici. Her an her şey olabilir.
+Evet, bir izin günüm yok mesela. İzin gününde de haber yapmak zorundasın. Sadece o gün şirkete gelmiyorsun.

-İşinizden memnuniyetinizi dile getirmiştiniz, peki şirkette iyi anlaştığınız kişiler var mı?
+İşte İsmail'le grubumuz vardı mesela, İsmail'le aramız iyidir. Herkesle aram iyi aslında, şimdi birinin ismini versem diğeriyle aran iyi değil mi gibi olacak. Aslında Ntv Spor aile gibidir, yeni gelen birisi de o yapıya girmekte zorlanır, çabuk adapte olamaz. Girdiğinde çıkması da zor, biraz mafya gibi.(Gülüyoruz.) Girmesi kolay çıkması zor. Herkesin herkesle arası iyidir yani, biz muhabirler olarak buraya az uğruyoruz ama az uğradığımız zaman da şirkette vakit geçiriyoruz. Muhabbet ediyoruz, bazen yeni bir haber çıkartıyoruz, burada da oldukça zaman geçiriyorum. Hakikaten bir aile gibiyiz diyebilirim.

-Tabi sizin diğer Fenerbahçe muhabirleriyle de bir bağınız oluyor ister istemez.
+Takım muhabirleri de kendi içlerinde birer aile. Deplasmana aynı uçakta gidiyorsunuz, aynı otelde kalıyorsunuz, idman çıkışı aynı yerde yemek yiyorsunuz. Herkesin birbiriyle bağı oluyor böylece.

-Peki gelecek için bir hayaliniz, planınız var mı?
+Ntv Spor'da program yapma gibi bir hayalim var. Ama şu anda Fenerbahçe muhabirliğinde tecrübeli sıfatına geçmek istiyorum, onun için ilk önce burada biraz pişmek istiyorum. Kısa vadede hedefim, Fenerbahçe muhabirliğinde "Bu çocuk işini düzgün yapıyor." dedirtmek insanlara. 

-Mesleğinizin zorluklarından ve düzensiz bir hayat tarzı olduğundan bahsettik fakat işinizi hayal eden benim gibi gençler de var. Özellikle sizin NTV'ye giriş hikayeniz benim gibiler için çok ilham verici. Onlara ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz? Nasıl bir yol izlememiz gerekiyor? 
+Muhabirlik, insanın okuduğu okulla pek alakalı bir iş değil. Benim de okuduğum okulla alakalı değil. Daha çok insanın içindeki hevesiyle ilgili bir meslek. Gençlere ise bir yerden başlamalarını öneririm, en tepeden başlanmıyor bu işe. Mutlaka mutfağından veya en alt kademeden stajyer olarak başlıyorsun. Orada kendilerini göstersinler, gerekirse gece gündüz çalışsınlar. Ben ilk başladığımda 6 ayda sadece 4 gün izin yaptığımı biliyorum, çok yorucu ve düzensiz bir iş. İkinci olarak yabancı dil çok önemli bence. Benim daha önceden İngilizcem vardı zaten ama muhabirliğe başladıktan sonra Portekizce dersleri de almaya başladım. Şimdi birçok Brezilyalı, Portekizli oyuncu geliyor, onlarla direkt olarak konuşabilmen lazım. Aslında çoğu İngilizce biliyor fakat adamın anadiliyle onunla iletişime geçebilmek seni bir adım öne geçirir. Bu arada hala Portekizce derslerine devam ediyorum. 

Ayrıca dışarıdan çok parlak görünüyor bizim işimiz, gerçekten çok keyifli ve zevkli ama herkese uygun bir iş değil. Düzenli bir hayatın yok kesinlikle. 

-FB TV, GS TV, BJK TV gibi kanallarda daha kolaydır tabi ki.
+Kulüp kanallarında oluyor, evet. Dışarıda öyle değil. Hayatınızdan çok ödün veriyorsunuz bu işte. Gerçekten seviyorsanız, "Tamam abi, ben bütün kariyerimi bu mesleğe veriyorum." diyorsanız ve evli değilseniz, çocuğunuz yoksa muhabir olabilirsiniz. Genç yaşta daha rahat yapabilecek bir meslek. 

-Mesleğin dinamizmi de gençlerin daha rahat yapmasını sağlıyor tabi, hiç yoktan iki haftada bir İstanbul dışındasınız.
+Seneye Fenerbahçe Avrupa'ya gittiğinde daha da zor olacak. (Gülüyoruz.) Haftada 1-2 gün kendi evinde kalabiliyorsun. Ben ayrı yaşıyorum ailemden, onlarda İstanbul'da olmasına rağmen ancak 2 ayda 1 görüşebiliyoruz. 

Kısa kısa...

-Sevdiğiniz spor yazarı?
+Mehmet Demirkol.

-Spor programı?
+90+'yı beğeniyorum.

-Favori filminiz?
+Pi'nin Yaşamı ve Fight Club.

-Favori sanatçınız, sevdiğiniz bir grup?
+Jimi Hendrix hastasıyım, bahsettiğim festivale gitmemin sebebi de Foo Fighters.

-En sevdiğiniz sporcu?
+Luis Figo, hatta küçükken saçlarımı da onun gibi yapmak isterdim ama tanışınca çok büyük hayal kırıklığına uğradım. İlk röportajımı onunla gerçekleştirmiştim, çok cana yakın ve nazik biri değildi. Bir de Ertuğrul Sağlam. Onunla da tanışma şansı yakaladım ama hayal kırıklığına uğramadım. Çok beyefendi bir insan.

-Benim sorularım bu kadar. Röportaj yapma teklifimi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederim.
+Rica ederim, ben de teşekkür ederim.